İsrâ Suresi - Ayet 17
Türkçe Meal: Ve nicedir (ki) helak ettik kuşaklardan Nûh’un 1014 ardından; ve kâfi geldi/yetti (senin) Rabbin 4 kullarının 907 günahlarına; bir Habîr’dir 466 ; bir Basîr’dir 513 .
Arama Operatörleri:
Ayet 17
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kem | ve nicedir | وَكَمْ | - |
| 2 | ehlekna | helak ettik | أَهْلَكْنَا | هلك |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | l-kuruni | karınlardan | الْقُرُونِ | قرن |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | bea'di | ardınan | بَعْدِ | بعد |
| 7 | nuhin | Nûh’un | نُوحٍ | - |
| 8 | ve kefa | ve kâfi geldi/yetti | وَكَفَىٰ | كفي |
| 9 | birabbike | (senin) Rabbin | بِرَبِّكَ | ربب |
| 10 | bizunubi | günahlarını | بِذُنُوبِ | ذنب |
| 11 | ibadihi | kullarının | عِبَادِهِ | عبد |
| 12 | habiran | bir Habîr’dir | خَبِيرًا | خبر |
| 13 | besiran | bir Basîr’dir | بَصِيرًا | بصر |
Ayet 76
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve nuhen | ve Nûh’u; | وَنُوحًا | - |
| 2 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 3 | nada | nida etmişti | نَادَىٰ | ندو |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 6 | festecebna | öyle ki cevapverdik | فَاسْتَجَبْنَا | جوب |
| 7 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 8 | fe necceynahu | öyle ki kurtardık onu | فَنَجَّيْنَاهُ | نجو |
| 9 | ve ehlehu | ve ehlini | وَأَهْلَهُ | اهل |
| 10 | mine | مِنَ | - | |
| 11 | l-kerbi | kaygı/kederden | الْكَرْبِ | كرب |
| 12 | l-azimi | azîm | الْعَظِيمِ | عظم |
*Seslendiği.**Nûh'a.***Nûh'u.****Büyük, azametli.
Ayet 23
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | erselna | gönderdik | أَرْسَلْنَا | رسل |
| 3 | nuhen | Nûh'u | نُوحًا | - |
| 4 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 5 | kavmihi | kavmine | قَوْمِهِ | قوم |
| 6 | fe kale | öyle ki dedi | فَقَالَ | قول |
| 7 | ya kavmi | ey kavmim | يَا قَوْمِ | قوم |
| 8 | a'budu | kulluk edin | اعْبُدُوا | عبد |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ma | yoktur | مَا | - |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 13 | ilahin | ilâh | إِلَٰهٍ | اله |
| 14 | gayruhu | O'ndan başka | غَيْرُهُ | غير |
| 15 | efela | öyle ki | أَفَلَا | - |
| 16 | tettekune | takvalı olmaz mısınız | تَتَّقُونَ | وقي |
*Nûh.**Allah'tan.
Ayet 37
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kavme | ve kavmi | وَقَوْمَ | قوم |
| 2 | nuhin | Nuh | نُوحٍ | - |
| 3 | lemma | ne zaman ki | لَمَّا | - |
| 4 | kezzebu | yalanladılar | كَذَّبُوا | كذب |
| 5 | r-rusule | resûlleri | الرُّسُلَ | رسل |
| 6 | egraknahum | öyle ki boğduk onları | أَغْرَقْنَاهُمْ | غرق |
| 7 | ve cealnahum | ve yaptık onları | وَجَعَلْنَاهُمْ | جعل |
| 8 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 9 | ayeten | bir ayet | ايَةً | ايي |
| 10 | ve ea'tedna | ve hazırladık | وَأَعْتَدْنَا | عتد |
| 11 | lizzalimine | zalimlere | لِلظَّالِمِينَ | ظلم |
| 12 | azaben | bir azap | عَذَابًا | عذب |
| 13 | elimen | elim/acıklı | أَلِيمًا | الم |
*Apaçık anlarız ki Nûh'un kavmine Nûh'la birlikte en az 3 resûl gelmiştir.
Kavram Adı: Nûh
Kavram No: 1014
Kısa Açıklama: 1014 MÖ 2668 yılında doğan, MÖ 2630 yılında resûllük görevi tebliğ edilen Sümerli resûldür. Adı Ziusudra'dır. Babası tufan öncesi Shuruppak'ta (Modern Irak'ta bulunan Tel Fera) yaşayan Sümer kralı Ubara-Tutu'dur. Oğlu Ziusudra'ya (Nûh'a) öğütlermiş ve bunu tabletlere yazdırmış olan Lokmân'dır. MÖ 2608 tarihinde gerçekleşen tufanda daha önceden Yüce Allah'ın emriyle yaptığı gemi sayesinde kurtulan bu resûlün gemisi cûdiye oturmuştur. Cûdi'nin GPS değerleri şerefli Kur'an'ın 11:44 ayetinden Rabbimiz tarafından bizlere bildirilmiştir. 52 o , 26'', 44' Doğu (East), 24 o Kuzey (North) noktaları Nûh'un gemisinin MÖ 2608 yılında oturduğu yeri gösterir. Nûh'un gemisi bu çizginin 17 metre doğusunda aranmalıdır.
Bu Kavramın Geçtiği Ayet Sayısı: 4
Türkçe Meal: Ve nicedir (ki) helak ettik kuşaklardan Nûh’un 1014 ardından; ve kâfi geldi/yetti (senin) Rabbin 4 kullarının 907 günahlarına; bir Habîr’dir 466 ; bir Basîr’dir 513 .
Türkçe Meal: Ve Nûh’u 1014 ; nida ettiği * zaman önceden; öyle ki cevap verdik ona ** ; öyle ki kurtardık onu *** ve ehlini 568 azîm **** kaygı/kederden.
Türkçe Meal: Ve ant olsun gönderdik Nûh'u 1014 kavmine/toplumuna doğru; öyle ki dedi * : "Ey kavmim/toplumum! Kulluk 907 edin Allah'a; yoktur sizlere hiçbir ilâh 74 O'ndan ** başka; öyle ki takvalı 21 olmaz mısınız?"
Türkçe Meal: Ve Nûh 1014 kavmini/toplumunu; ne zaman ki yalanladılar resûlleri * ; öyle ki boğduk onları; ve yaptık onları insanlara bir ayet 287 ; ve hazırladık zalimlere elim/acıklı bir azap.