Fâtiha Suresi - Ayet 2
Türkçe Meal: Hamd 3 Allah’adır; Rabbidir 4 âlemlerin 203 .
Arama Operatörleri:
Ayet 2
Hamd3 Allah’adır; Rabbidir4 âlemlerin203.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 2 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 3 | rabbi | Rabbi | رَبِّ | ربب |
| 4 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
Hamd kelimesinin kökü (حمد) ‘hmd’ olup övmek, methetmek (to praise) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 238 (of 1303)Ayetten en yüce övgünün/methetmenin Yüce Allah’a ait olduğunu anlarız. İnsanların ağızlarıyla neredeyse her yerde ‘Hamd olsun Allah’a’ dediklerini görmekteyiz. Ağızla bu sözü söylemenin hiçbir kıymeti yoktur. Önemli olan bu sözün gerçek anlamına tanık olmak ve tecelli edenleri kalpten hissetmektir. Bir şeyi övmek için öncelikle övülen şeyin gerçekten o övgüye veya övgülere layık olup olmadığı tam olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenle övgüyü yapacak kimse övgüde bulunacağı konuda kendisini geliştirmelidir ki gerçek anlamda övgü yapabilsin. Örneğin okuma yazma bilmeyen bir kimse genel görelilik teorisini geliştiren Albert Einstein’ı gerçek anlamda övebilir mi? Mümkün değil. Okuma yazma bilen ancak fizikten anlamayan bir kimse Albert Einstein’ı nasıl över? Diliyle bir şeyler söyler ancak kalbinde hissettiği yavandır. Güçlü bir duygu değildir. Sadece gerçek anlamda fizikçi olan bir kimse Albert Einstein’ı tam olarak övebilir. Albert Einstein’ın yaptıklarının anlamlarını tüm kalbiyle hisseder. Albert Einstein’a olan saygısı derinleşir. Rabbimiz ki evreni/evrenleri yarattı ve muhteşem bir düzen kurdu. Onu övebilmemiz için onun eserlerini iyi anlamamız gereklidir. Evren denilen kitabı ve Kur’an’ı iyi okumak durumundayız. Evreni ve Kur’an’ı anlamaya başladığımızda Rabbimize olan saygımız, haşyetimiz kat ve kat artacaktır.En yüce övgüye sahip bir varlığı O’nun astından hiçbir şey hakkıyla, tam olarak övemez, takdir edemez. Ancak sadece kendisi hak ettiği bu övgüyü takdir edebilir, kuşatabilir. Bize düşen görev gücümüzün yettiği ölçüde evren kitabını ve Kur’an’ı anlayarak okumaktır. Rab kelimesi kökü (ربب) ‘rbb’ olup efendi/patron olmak (to be master), kumanda etmek/komuta etmek (command) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 370 (of 1303) Alem kelimesi kökü (علم) olup dünya (world), evren (universe), kâinat/düzen (cosmos) anlamındadır. Ayette çoğul isim kelimesi olarak gelmiştir. Ayetten anlarız ki Yüce Allah’ın Rab sıfatı yaratılmış olan tüm alemleri komuta etmektedir. Yüce Allah bu alemlerdeki işlerin ve oluşların; her şeyin Rab sıfatıyla efendisidir, komutanıdır.
Ayet 30
Ve dediği zaman Rabbin4 meleklere48: “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir halîfe189*.”; dediler**: “Kimse mi yaparsın orada*** (ki) fesat çıkarır/bozgunculuk yapar orada***; ve döker kan; ve bizler tesbih57 ederiz seni hamd3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi****: “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”
*Homo Sapiens yani bilge insan diğer insan türlerinin yerine halîfe olmuştur. 2:21 ayetinde işaret edilen insan türlerinin soyu kesilmiş ve onların yerine bilge insan yerin hâkimi yapılmıştır. Homo Sapiens öncesi Dünya gezegeninde yaşayan bu insan türleri takva sahibi değildi. Yaratılış gereği fücurlarıyla hareket ediyorlardı. Bilge insan değillerdi. Hayvansı iç güdülerle hareket ederek yerde kan döküyorlar, birbirlerini öldürüyorlar ve bozgunculuk yapıyorlardı. Melekler bunu gördüleri için Yüce Allah'a soru sormaktadırlar. **Melekler.***Yerde.****Allah.
Ayet 1
Hamd3 Allah’adır; O ki yarattı gökleri162 ve yeri; ve yaptı karanlıklar581 ve nur581; sonra kâfirlik25 etmiş kimseler Rablerine4. eşitlerler*.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 2 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 3 | llezi | O ki | الَّذِي | - |
| 4 | haleka | yarattı | خَلَقَ | خلق |
| 5 | s-semavati | gökleri | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 6 | vel'erde | ve yeri | وَالْأَرْضَ | ارض |
| 7 | ve ceale | ve yaptı | وَجَعَلَ | جعل |
| 8 | z-zulumati | karanlıklar | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 9 | ve nnura | ve nur | وَالنُّورَ | نور |
| 10 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 11 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 12 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 13 | birabbihim | Rablerine | بِرَبِّهِمْ | ربب |
| 14 | yea'dilune | eşitlerler | يَعْدِلُونَ | عدل |
*Rablerini inkar etmezler ancak O'na ortaklar koşarlar. Şirk koşarlar. Sözde O'na denk/eşit sözde başka ilahlar edinirler. Kutsal kitapların astından kitapları Yüce Allah'ın ayetleriyle eşit tutarlar.
Ayet 45
Öyle ki kesildi arkası kavmin/toplumun; zulmetmiş257 kimselerin; ve hamd3 Allah’adır; Rabbidir4 alemlerin.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fekutia | öyle ki kesildi | فَقُطِعَ | قطع |
| 2 | dabiru | arkası | دَابِرُ | دبر |
| 3 | l-kavmi | kavmi/toplumu | الْقَوْمِ | قوم |
| 4 | ellezine | kimseler (ki) | الَّذِينَ | - |
| 5 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 6 | velhamdu | ve hamd | وَالْحَمْدُ | حمد |
| 7 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 8 | rabbi | Rabbi | رَبِّ | ربب |
| 9 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 43
Ve soyarız göğüslerindekini nefretten/hınçtan; akar* altından onların** nehirler; ve dediler**: "Hamd3 Allah’adır; kılavuzlayandır192 bizleri buraya***; ve olmuş değildik kılavuzlanmaya192 şayet ki kılavuzlamasaydı192 bizleri Allah; muhakkak gelmiş Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; ve nida**** edildiler ki işte şusunuz (ki) cennete; varis kılındınız ona***** yapar olduğunuzla.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve nezea'na | ve soyarız | وَنَزَعْنَا | نزع |
| 2 | ma | مَا | - | |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | sudurihim | göğüslerindekini | صُدُورِهِمْ | صدر |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | gillin | nefretten/hınçtan | غِلٍّ | غلل |
| 7 | tecri | akar | تَجْرِي | جري |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | tehtihimu | altından onların | تَحْتِهِمُ | تحت |
| 10 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 11 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 12 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 13 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 14 | llezi | الَّذِي | - | |
| 15 | hedana | doğru yola kılavuzlayandır bizleri | هَدَانَا | هدي |
| 16 | lihaza | buraya | لِهَٰذَا | - |
| 17 | ve ma | ve değiliz | وَمَا | - |
| 18 | kunna | olduk | كُنَّا | كون |
| 19 | linehtediye | doğru yola kılavuzlanmaya | لِنَهْتَدِيَ | هدي |
| 20 | levla | şayet | لَوْلَا | - |
| 21 | en | ki | أَنْ | - |
| 22 | hedana | doğru yola kılavuzlamasaydı bizleri | هَدَانَا | هدي |
| 23 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 24 | lekad | muhakkak | لَقَدْ | - |
| 25 | ca'et | gelmiş | جَاءَتْ | جيا |
| 26 | rusulu | resûlleri | رُسُلُ | رسل |
| 27 | rabbina | Rabbimizin | رَبِّنَا | ربب |
| 28 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 29 | ve nudu | ve nida edildiler | وَنُودُوا | ندو |
| 30 | en | ki | أَنْ | - |
| 31 | tilkumu | işte şusunuz | تِلْكُمُ | - |
| 32 | l-cennetu | cennet | الْجَنَّةُ | جنن |
| 33 | uristumuha | varis kılındınız o | أُورِثْتُمُوهَا | ورث |
| 34 | bima | بِمَا | - | |
| 35 | kuntum | olduğunuzla | كُنْتُمْ | كون |
| 36 | tea'melune | yaparsınız | تَعْمَلُونَ | عمل |
*Durum bildirir fiil. Akacak.**Din günü cennetlere girecek olan ancak henüz girmemiş olan kimseler. ***Bu noktaya. Cennetlere girme pozisyonuna.****Seslenildiler. Zaten cennette olan kimselere neden tekrar seslenilsin? Anlarız ki nida edilmeyle cennetlere henüz girmemiş ancak girecek olan grup çağrılmaktadır. *****Cennete.
Ayet 112
Tevbe33 edenlerdir; kulluk edenlerdir; hamd3 edenlerdir; seyahat edenlerdir*; rükû11 edenlerdir; secde12 edenlerdir; emredenlerdir marufla291; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır münkeri82; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri27.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | et-taibune | tevbe edenler | التَّائِبُونَ | توب |
| 2 | l-aabidune | kulluk edenler | الْعَابِدُونَ | عبد |
| 3 | l-hamidune | hamd edenler | الْحَامِدُونَ | حمد |
| 4 | s-saihune | seyahat edenler (Allah için) | السَّائِحُونَ | سيح |
| 5 | r-rakiune | rükû edenler | الرَّاكِعُونَ | ركع |
| 6 | s-sacidune | secde edenler | السَّاجِدُونَ | سجد |
| 7 | l-amirune | emredenler | الْامِرُونَ | امر |
| 8 | bil-mea'rufi | evrensel kabul edilmişle | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 9 | ve nnahune | ve engelleyenler/yasaklayanlar | وَالنَّاهُونَ | نهي |
| 10 | ani | عَنِ | - | |
| 11 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 12 | velhafizune | ve koruyanlar | وَالْحَافِظُونَ | حفظ |
| 13 | lihududi | hudutlarını | لِحُدُودِ | حدد |
| 14 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 15 | ve beşşiri | ve müjdele | وَبَشِّرِ | بشر |
| 16 | l-mu'minine | müminleri | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
*Yüce Allah'ın yolunda.
Ayet 10
Çağrıları80 orada*; “Subhân'sın7 sen ey Allah'ım!”; ve esenlemeleri* orada**; “Bir selâm”; ve çağrılarının sonu ki “Hamd3 alemlerin Rabbi4 Allah'a” (-dır).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | dea'vahum | çağrıları/duaları onları | دَعْوَاهُمْ | دعو |
| 2 | fiha | orada (cennette) | فِيهَا | - |
| 3 | subhaneke | subhânsın sen | سُبْحَانَكَ | سبح |
| 4 | llahumme | ey Allah'ım | اللَّهُمَّ | - |
| 5 | ve tehiyyetuhum | ve esenlemeleri onların | وَتَحِيَّتُهُمْ | حيي |
| 6 | fiha | orada (cennette) | فِيهَا | - |
| 7 | selamun | bir selâm'dır | سَلَامٌ | سلم |
| 8 | ve ahiru | ve sonu | وَاخِرُ | اخر |
| 9 | dea'vahum | çağrılarının/dualarının | دَعْوَاهُمْ | دعو |
| 10 | eni | ki | أَنِ | - |
| 11 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 12 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 13 | rabbi | Rabbi | رَبِّ | ربب |
| 14 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
*Birbirlerini esenlemeleri, selamlamaları.**Cennette.
Ayet 13
Ve tesbih57 eder gök gürültüsü* O’nun** hamdıyla3; ve melekler*** (de) O’nun** korkusundan; ve gönderir yıldırımlar260; öyle ki isabet ettir onunla**** dilediği kimseyi; ve onlar mücadele ederler Allah hakkında; ve O***** şiddetlidir mihâl966 (-de).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve yusebbihu | ve tesbih eder | وَيُسَبِّحُ | سبح |
| 2 | r-raa'du | gök gürültüsü | الرَّعْدُ | رعد |
| 3 | bihamdihi | O’nun hamdıyla | بِحَمْدِهِ | حمد |
| 4 | velmelaiketu | ve melekler (de) | وَالْمَلَائِكَةُ | ملك |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | hifetihi | O’nun korkusundan | خِيفَتِهِ | خوف |
| 7 | ve yursilu | ve gönderir | وَيُرْسِلُ | رسل |
| 8 | s-savaika | yıldırımlar | الصَّوَاعِقَ | صعق |
| 9 | fe yusibu | öyle ki isabet ettir | فَيُصِيبُ | صوب |
| 10 | biha | onunla | بِهَا | - |
| 11 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 12 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 13 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 14 | yucadilune | mücadele ederler | يُجَادِلُونَ | جدل |
| 15 | fi | hakkında | فِي | - |
| 16 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 17 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 18 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 19 | l-mihali | düzeni/planı/mihâl | الْمِحَالِ | محل |
*Ra’d. Sureye adını veren kelime.**Allah'ın.***Evrenin içindeki sicimler ve evrenin dışındaki şerefli bilinçli varlıklar.****Yıldırımla.*****Allah.
Ayet 39
"Hamd3 Allah’adır (ki) bağışlayandır bana* büyüklüğe** karşı İsmâîl'i ve İshâk'ı; şüphesiz Rabbim4 mutlak Semî’dir41 çağrıya/duaya."
*İbrahim.**Büyük yaş, ileri yaş, yaşlılık.
Ayet 98
Öyle ki tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; ve ol secde12 edenlerden.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fesebbih | öyle ki tesbih et | فَسَبِّحْ | سبح |
| 2 | bihamdi | hamd ile | بِحَمْدِ | حمد |
| 3 | rabbike | Rabbini | رَبِّكَ | ربب |
| 4 | ve kun | ve ol | وَكُنْ | كون |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | s-sacidine | secde edenlerden/diz çöküp boyun eğenlerden | السَّاجِدِينَ | سجد |
Ayet 75
Darp eder* Allah bir misali870; mülk edilmiş** bir kulu (ki) muktedir olamaz bir şeye karşı; ve kimseyi (ki) rızıklandırdık onu bizden güzel bir rızık (-la); öyle ki o*** infak6 eder ondan**** bir sırlı***** ve açıkça; aynı seviyede midirler? Hamd3 Allah'adır; evet! Ekserisi***** onların****** bilmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | derabe | darp eder | ضَرَبَ | ضرب |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | meselen | bir misali | مَثَلًا | مثل |
| 4 | abden | bir kulu | عَبْدًا | عبد |
| 5 | memluken | bir mülk edilmiş | مَمْلُوكًا | ملك |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | yekdiru | muktedir olamaz | يَقْدِرُ | قدر |
| 8 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 9 | şey'in | bir şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 10 | ve men | ve kimseyi (ki) | وَمَنْ | - |
| 11 | razeknahu | rızıklandırdık onu | رَزَقْنَاهُ | رزق |
| 12 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 13 | rizkan | bir rızık (-la) | رِزْقًا | رزق |
| 14 | hasenen | bir güzel | حَسَنًا | حسن |
| 15 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 16 | yunfiku | infak eder | يُنْفِقُ | نفق |
| 17 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 18 | sirran | bir sır (-la) | سِرًّا | سرر |
| 19 | ve cehran | ve açıkça | وَجَهْرًا | جهر |
| 20 | hel | هَلْ | - | |
| 21 | yestevune | aynı seviyedemidirler | يَسْتَوُونَ | سوي |
| 22 | l-hamdu | Hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 23 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 24 | bel | evet | بَلْ | - |
| 25 | ekseruhum | ekserisi onların | أَكْثَرُهُمْ | كثر |
| 26 | la | لَا | - | |
| 27 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
*Vurur, ortaya koyar. **Başkasının mülkiyetine, kontrolüne girmiş.***Rabbimizin katından rızıklandırdığı kimse.****Rızıktan.****Gizli.*****Çoğunluğu.******İnsanların.
Ayet 52
Gündür (ki) çağırır* sizleri; öyle ki cevap verirsiniz hamd3 ile O’na**; ve zannedersiniz*** (ki) kalmadınız biraz dışında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yevme | gündür | يَوْمَ | يوم |
| 2 | yed'ukum | çağırır sizleri | يَدْعُوكُمْ | دعو |
| 3 | fe testecibune | öyle ki cevap verirsiniz | فَتَسْتَجِيبُونَ | جوب |
| 4 | bihamdihi | hamdla O’na | بِحَمْدِهِ | حمد |
| 5 | ve tezunnune | ve zannedersiniz | وَتَظُنُّونَ | ظنن |
| 6 | in | ki | إِنْ | - |
| 7 | lebistum | kalmadınız | لَبِثْتُمْ | لبث |
| 8 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 9 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
*Allah.**Allah'a.***Ahiret evreninde zaman genişlemesi vardır. Zaman yavaş akmaktadır. Ahiretteki bir gün Dünya'mızdaki 1000 yıla denktir. Ahiretteki 1 saat ise 41,7 yıldır. Uzun ömürlü bir insan ancak 2 saat civarı yaşadığını zannedecektir.
Ayet 111
Ve de ki: "Hamd3 Allah’adır ki asla edinmeyendir bir velet*; ve asla olmaz* ona** bir ortak mülkte; ve asla olmaz ona** bir veli28 zilletten452; ve yücelt*** O’nu**** bir tekbîr**** (-le).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kuli | ve de ki | وَقُلِ | قول |
| 2 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 3 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 4 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 5 | lem | asla | لَمْ | - |
| 6 | yettehiz | edinmeyendir | يَتَّخِذْ | اخذ |
| 7 | veleden | bir veled | وَلَدًا | ولد |
| 8 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 9 | yekun | olmaz | يَكُنْ | كون |
| 10 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 11 | şerikun | bir ortak | شَرِيكٌ | شرك |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | l-mulki | mülkte | الْمُلْكِ | ملك |
| 14 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 15 | yekun | olmaz | يَكُنْ | كون |
| 16 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 17 | veliyyun | bir veli | وَلِيٌّ | ولي |
| 18 | mine | مِنَ | - | |
| 19 | z-zulli | zilletten | الذُّلِّ | ذلل |
| 20 | ve kebbirhu | ve yücelt O’nu | وَكَبِّرْهُ | كبر |
| 21 | tekbiran | bir yüceltme (-yle) | تَكْبِيرًا | كبر |
*Çocuk.**Allah'a.***Fiil söz konusudur. Eylem söz konusudur. Söyleyin, bağırın, tekbîr getirin demiyor Rabbimiz. Yüceltin buyuruyor. Tekbîr inançta ve tavırda Allah’ı yüceltmek demektir. O'nun ayetlerini baş tacı etmek demektir.***Allah'ı.****Bir yüceltme. Tekbîr
Ayet 1
Hamd3 Allah'adır ki indirendir kuluna* kitabı**; ve asla yapmadı ona*** bir eğrilik/bir yamukluk.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-hamdu | hamd/en yüce övgü/en yüce methetme) | الْحَمْدُ | حمد |
| 2 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 3 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 4 | enzele | indirendir | أَنْزَلَ | نزل |
| 5 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 6 | abdihi | kuluna | عَبْدِهِ | عبد |
| 7 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 8 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 9 | yec'al | yapmadı | يَجْعَلْ | جعل |
| 10 | lehu | ona (kitaba) | لَهُ | - |
| 11 | ivecen | bir eğrilik/bir yamukluk. | عِوَجًا | عوج |
“Hamd” övgü, methetme demektir. Bir şeyi övmek için öncelikle övülen şeyin gerçekten o övgüye veya övgülere layık olup olmadığı tam olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenle övgüyü yapacak kimse övgüde bulunacağı konuda kendisini geliştirmelidir ki gerçek anlamda övgü yapabilsin. Rabb’imiz ki evreni/evrenleri yarattı ve muhteşem bir düzen kurdu. Onu övebilmemiz için onun eserlerini iyi anlamamız gereklidir. Evren denilen kitabı ve Kur’an’ı iyi okumak durumundayız. Evreni ve Kur’an’ı anlamaya başladığımızda Rabb’imize olan saygımız, haşyetimiz kat ve kat artacaktır. Sözle 'El Hamdullah' demek Yüce Allah'ı hamd etmek asla değildir. O'nun eserlerini anlamak, O'nun yüceliğine tanık olmak O'nu hamd etmektir. Şu da bilinmelidir; kendisi dışında hiçbir şey onun yüceliğini tam olarak anlayamaz, idrak edemez, kavrayamaz. Ancak kendisi kendi yüceliğini tam olarak kuşatabilir. Bize düşen görev gücümüzün yettiği ölçüde evren kitabını ve Kur’an’ı anlayarak okumaktır. Yüce Allah Kur’an’da bir yamukluk veya bir eğrilik asla yapmadığını bildirmektedir. Gerçekten de Kur’an bizlere ilahi olduğunu sayısız delille göstermektedir. Binlerce ayet içeren, 23 yılda parça parça inmiş bu kitapta tek bir çelişki yoktur. Mutlak ki bir beşer sözü olsaydı sayısız çelişki içerecekti. Bilgisayar çağında yaşıyoruz. Kur’an’ı milyonlarca insan bilgisayar yazılımlarıyla sürekli test ediyor. Ben de yıllardır kendi yazdığım bilgisayar programlarıyla Kur’an’ı didik didik inceliyorum. Tek bir çelişkiye rastlamadım. Çelişkiyi bırakın, gördüğüm sayısız mucize nedeniyle âlemlerin Rabb’ine teslim oldum. Bu Kur’an’ın yüce Allah katından geldiğine kalbim tam olarak ikna oldu. Yüce Allah’a sonsuz şükürler ederim.
*Nebi ve resûl Muhammed'e.**Kur'an'ı.***Kitaba.
Ayet 130
Öyle ki sabret51 üzerine ne derler onlar; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun*; ve gece171 vakitlerinden; öyle ki tesbih31 et; ve taraflarında/etrafında gündüzün170; belki sen razı olursun.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fesbir | öyle ki sabret | فَاصْبِرْ | صبر |
| 2 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 3 | ma | ne | مَا | - |
| 4 | yekulune | derler onlar | يَقُولُونَ | قول |
| 5 | ve sebbih | ve tesbih et | وَسَبِّحْ | سبح |
| 6 | bihamdi | hamd ile | بِحَمْدِ | حمد |
| 7 | rabbike | Rabbini | رَبِّكَ | ربب |
| 8 | kable | öncesi | قَبْلَ | قبل |
| 9 | tului | doğuşu | طُلُوعِ | طلع |
| 10 | ş-şemsi | Güneş’in | الشَّمْسِ | شمس |
| 11 | ve kable | ve öncesi | وَقَبْلَ | قبل |
| 12 | gurubiha | batışı onun | غُرُوبِهَا | غرب |
| 13 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 14 | ana'i | vakitlerinden | انَاءِ | اني |
| 15 | l-leyli | gece | اللَّيْلِ | ليل |
| 16 | fe sebbih | öyle ki tesbih et | فَسَبِّحْ | سبح |
| 17 | veetrafe | ve taraflarında/etfarında | وَأَطْرَافَ | طرف |
| 18 | n-nehari | gündüzün | النَّهَارِ | نهر |
| 19 | lealleke | belki sen | لَعَلَّكَ | - |
| 20 | terda | razı olursun | تَرْضَىٰ | رضو |
*Güneş'in.
Ayet 28
Öyle ki seviyelendiğin* zaman sen** ve senin** yanındaki kimse gemi üzerine; öyle ki de ki: "Hamd3 Allah’adır; ki kurtarandır bizleri zalim257 kavimden."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe iza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | steveyte | seviyelendiğin | اسْتَوَيْتَ | سوي |
| 3 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 4 | ve men | ve kimse | وَمَنْ | - |
| 5 | meake | senin yanındaki | مَعَكَ | - |
| 6 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 7 | l-fulki | gemi | الْفُلْكِ | فلك |
| 8 | fekuli | öyle ki de ki | فَقُلِ | قول |
| 9 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 10 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 11 | llezi | o ki | الَّذِي | - |
| 12 | neccana | kurtardı bizleri | نَجَّانَا | نجو |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | l-kavmi | kavimden | الْقَوْمِ | قوم |
| 15 | z-zalimine | zalim | الظَّالِمِينَ | ظلم |
*Eşitlendiği zaman, bindiğin zaman.**Nûh.
Ayet 58
Ve tevekkül79 et Hayy371 üzerine o ki ölmeyendir; ve tesbih31 et O'nun* hamdıyla3; ve kâfi geldi/yetti** kendisiyle*** (ki) günahlarına kullarının bir Habîr (olmasıyla).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve tevekkel | ve tevekkül et | وَتَوَكَّلْ | وكل |
| 2 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 3 | l-hayyi | Hayy | الْحَيِّ | حيي |
| 4 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 5 | la | لَا | - | |
| 6 | yemutu | ölmez | يَمُوتُ | موت |
| 7 | ve sebbih | ve tesbih et | وَسَبِّحْ | سبح |
| 8 | bihamdihi | hamd ile O’nu | بِحَمْدِهِ | حمد |
| 9 | ve kefa | ve kafi geldi/yetti (Allah) | وَكَفَىٰ | كفي |
| 10 | bihi | kendisiyle | بِهِ | - |
| 11 | bizunubi | günahlarına | بِذُنُوبِ | ذنب |
| 12 | ibadihi | kullarının | عِبَادِهِ | عبد |
| 13 | habiran | haberdar (olmasıyla) | خَبِيرًا | خبر |
*Allah'ın.**Allah.***O'nunla demektir. Zamir Rabbimize gider. Kendisiyle demektir.
Ayet 15
Ve ant olsun verdik Dâvud'a ve Süleymân'a bir ilim; ve (ikisi) dedi: "Hamd3 Allah’adır ki faziletli202 kılandır bizleri birçoğu üzerine mümin27 kullarından907."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ateyna | verdik | اتَيْنَا | اتي |
| 3 | davude | Davud'a | دَاوُودَ | - |
| 4 | ve suleymane | ve Süleyman'a | وَسُلَيْمَانَ | - |
| 5 | ilmen | bir ilim | عِلْمًا | علم |
| 6 | ve kala | ve dediler | وَقَالَا | قول |
| 7 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 8 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 9 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 10 | feddelena | faziletli kılandır bizler | فَضَّلَنَا | فضل |
| 11 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 12 | kesirin | birçoğu | كَثِيرٍ | كثر |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | ibadihi | kullarından | عِبَادِهِ | عبد |
| 15 | l-mu'minine | mümin | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
Ayet 59
De ki: "Hamd3 Allah’adır"; ve bir selâmdır642 kullarının907 üzerine; kimselerdir (ki) saflaştırdı409 hayırlı Allah; yoksa şirk koştukları mı (hayırlıdır)?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kuli | de ki | قُلِ | قول |
| 2 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 3 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 4 | ve selamun | ve bir selamdır | وَسَلَامٌ | سلم |
| 5 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 6 | ibadihi | kullarının | عِبَادِهِ | عبد |
| 7 | ellezine | kimselerdir (ki) | الَّذِينَ | - |
| 8 | stafa | saflaştırdı | اصْطَفَىٰ | صفو |
| 9 | allehu | Allah | اللَّهُ | - |
| 10 | hayrun | bir hayırlı | خَيْرٌ | خير |
| 11 | emma | yoksa | أَمَّا | - |
| 12 | yuşrikune | şirk koştukları mı? | يُشْرِكُونَ | شرك |
Ayet 93
Ve de ki: "Hamd3 Allah’adır; gösterecek* sizlere ayetlerini237 öyle ki arif** olursunuz ona***; ve (senin) Rabbin4 gafil**** değildir yaptıklarınıza."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kuli | ve de ki | وَقُلِ | قول |
| 2 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 3 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 4 | seyurikum | gösterecek sizlere | سَيُرِيكُمْ | راي |
| 5 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 6 | fe tea'rifuneha | öyle ki tanırsınız/bilirsiniz onu | فَتَعْرِفُونَهَا | عرف |
| 7 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 8 | rabbuke | Rabbin senin | رَبُّكَ | ربب |
| 9 | bigafilin | gafil | بِغَافِلٍ | غفل |
| 10 | amma | عَمَّا | - | |
| 11 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
*Gelecek zaman kipi; Kur'an'ın indirilişinden sonra olacak bilimsel keşiflerle.
**Tanırsınız.
***Ayete; mucizeye.
****Aymaz.
Ayet 70
Ve O'dur Allah; yoktur ilâh74 O’nun dışında; O’nadır hamd3 ilkte* ve ötekisinde**; ve O'nadır hüküm67; ve O’na doğru döndürülürsünüz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 2 | llahu | Allah'tır | اللَّهُ | - |
| 3 | la | yoktur | لَا | - |
| 4 | ilahe | ilâh | إِلَٰهَ | اله |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | huve | O’nun | هُوَ | - |
| 7 | lehu | O’nadır | لَهُ | - |
| 8 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 9 | fi | فِي | - | |
| 10 | l-ula | ilkte | الْأُولَىٰ | اول |
| 11 | vel'ahirati | ve ötesinde | وَالْاخِرَةِ | اخر |
| 12 | velehu | ve O'nadır | وَلَهُ | - |
| 13 | l-hukmu | hüküm | الْحُكْمُ | حكم |
| 14 | ve ileyhi | ve O’na doğru | وَإِلَيْهِ | - |
| 15 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
*Her şeyin ilkinde.
**Her şeyin ötekisinde.
Ayet 63
Ve mutlak ki eğer sual etseydin* onlara: "Kim indirdi gökten180 bir su179; öyle ki hayat verdi onunla** yere sonrasında ölümünden?"; mutlak derler1304: "Allah"; de ki: "Hamd3 Allah'adır"; evet! Ekserisi*** onların akletmezler562.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velein | ve mutlak ki eğer | وَلَئِنْ | - |
| 2 | seeltehum | sual etseydin onlara | سَأَلْتَهُمْ | سال |
| 3 | men | kim | مَنْ | - |
| 4 | nezzele | indirdi | نَزَّلَ | نزل |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | s-semai | gökten | السَّمَاءِ | سمو |
| 7 | maen | bir suy | مَاءً | موه |
| 8 | fe ehya | öyleki hayat verdi | فَأَحْيَا | حيي |
| 9 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 10 | l-erde | yere | الْأَرْضَ | ارض |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 13 | mevtiha | ölümünden | مَوْتِهَا | موت |
| 14 | leyekulunne | mutlak derler | لَيَقُولُنَّ | قول |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | kuli | de ki | قُلِ | قول |
| 17 | l-hamdu | hanmd | الْحَمْدُ | حمد |
| 18 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 19 | bel | evet | بَلْ | - |
| 20 | ekseruhum | ekserisi onların | أَكْثَرُهُمْ | كثر |
| 21 | la | لَا | - | |
| 22 | yea'kilune | akletmezler | يَعْقِلُونَ | عقل |
*Sorsaydın.
**Suyla.
***Çoğunluğu.
Ayet 15
Ancak ayetlerimize iman47 eden kimseler (ki) hatırlatıldığı zaman onlara* onunla**; kapandılar secde12 edenler (olarak); ve tesbih31 ettiler hamd3 ile Rablerini4; ve onlar büyüklenmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | yu'minu | iman eden | يُؤْمِنُ | امن |
| 3 | biayatina | ayetlerimize | بِايَاتِنَا | ايي |
| 4 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 5 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 6 | zukkiru | hatırlatıldığı onlara | ذُكِّرُوا | ذكر |
| 7 | biha | onunla (ayetle) | بِهَا | - |
| 8 | harru | kapanırlar | خَرُّوا | خرر |
| 9 | succeden | secde edenler/diz çöküp boyun eğenler (olarak) | سُجَّدًا | سجد |
| 10 | ve sebbehu | ve tesbih ederler | وَسَبَّحُوا | سبح |
| 11 | bihamdi | hamd ile/en yüce övgüyle | بِحَمْدِ | حمد |
| 12 | rabbihim | Rablerini | رَبِّهِمْ | ربب |
| 13 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | yestekbirune | büyüklenmezler | يَسْتَكْبِرُونَ | كبر |
*Kur'ân.**Ayetle.
Ayet 1
Hamd3 Allah’adır (ki) böldü* gökleri162 ve yeri; yaptı melekleri resûller418 cenah** sahibi ikişer ve üçer ve dörder; artırır yaratmada dilediğini; doğrusu Allah her bir şey üzerine bir Kadîr’dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-hamdu | Hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 2 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 3 | fatiri | böldü/ayırdı | فَاطِرِ | فطر |
| 4 | s-semavati | gökleri | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 5 | vel'erdi | ve yeri | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 6 | caili | yaptı | جَاعِلِ | جعل |
| 7 | l-melaiketi | melekleri | الْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 8 | rusulen | resûller | رُسُلًا | رسل |
| 9 | uli | sahibi | أُولِي | اول |
| 10 | ecnihatin | cenah | أَجْنِحَةٍ | جنح |
| 11 | mesna | ikişer | مَثْنَىٰ | ثني |
| 12 | vesulase | ve üçer | وَثُلَاثَ | ثلث |
| 13 | verubaa | ve dörder | وَرُبَاعَ | ربع |
| 14 | yezidu | artırır | يَزِيدُ | زيد |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | l-halki | yaratmada | الْخَلْقِ | خلق |
| 17 | ma | مَا | - | |
| 18 | yeşa'u | dilediğini | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 20 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 21 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 22 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 23 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 24 | kadirun | bir Kadîr’dir | قَدِيرٌ | قدر |
*Ayırmak. Bütün bir şeyi parçalara ayırmak. Gök ve yer bir zaman bitişikti. Rabbimiz bunu ayırdığını bize bildirmektedir. Tekillik halindeki tek kanatlı meleğin bölünerek çok kanatlı/boyutlu meleklere/sicimlere ayrılması. İki, üç ve dörder kanatlı ve daha fazla sicilerin oluşması. Evrenimiz şu an 10 uzay ve 1 zaman boyutuna sahiptir. **Kanat; boyut "dimention".
Ayet 55
Öyle ki sabret51; doğrusu Allah'ın vaadi haktır/gerçektir; ve istiğfar et/bağışlanma dile günahların için; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; akşamla/gün batımı sonrasıyla; sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fesbir | öyle ki sabret/metanetle diren | فَاصْبِرْ | صبر |
| 2 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 3 | vea'de | vaadi | وَعْدَ | وعد |
| 4 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 5 | hakkun | haktır/gerçektir | حَقٌّ | حقق |
| 6 | vestegfir | ve istiğfar et/bağışlanma dile | وَاسْتَغْفِرْ | غفر |
| 7 | lizenbike | günahları için | لِذَنْبِكَ | ذنب |
| 8 | ve sebbih | ve tesbih et | وَسَبِّحْ | سبح |
| 9 | bihamdi | hamd ile | بِحَمْدِ | حمد |
| 10 | rabbike | Rabbini | رَبِّكَ | ربب |
| 11 | bil-aşiyyi | akşamla/gün batımı sonrasıyla | بِالْعَشِيِّ | عشو |
| 12 | vel'ibkari | sabahla/ilk aydınlanmayla /seherle | وَالْإِبْكَارِ | بكر |
Ayet 39
Öyle ki sabret51 onların dedikleri üzerine; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun (Güneş’in).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fesbir | öyle ki sabret/metanetle diren | فَاصْبِرْ | صبر |
| 2 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 3 | ma | مَا | - | |
| 4 | yekulune | dediklerine onların | يَقُولُونَ | قول |
| 5 | ve sebbih | ve tesbih et | وَسَبِّحْ | سبح |
| 6 | bihamdi | hamd ile | بِحَمْدِ | حمد |
| 7 | rabbike | Rabbini | رَبِّكَ | ربب |
| 8 | kable | öncesi | قَبْلَ | قبل |
| 9 | tului | doğuşu | طُلُوعِ | طلع |
| 10 | ş-şemsi | Güneş’in | الشَّمْسِ | شمس |
| 11 | ve kable | ve öncesi | وَقَبْلَ | قبل |
| 12 | l-gurubi | batışı onun (Güneş’in) | الْغُرُوبِ | غرب |
Ayet 48
Ve sabret51 Rabbinin4 hükmüne; öyle ki doğrusu sen gözlerimizin önündesin; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; zaman (ki); dikelirsin/ayağa kalkarsın.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vesbir | ve sabret/metanetle diren | وَاصْبِرْ | صبر |
| 2 | lihukmi | hükmüne | لِحُكْمِ | حكم |
| 3 | rabbike | Rabbinin | رَبِّكَ | ربب |
| 4 | feinneke | öyle ki doğrusu sen | فَإِنَّكَ | - |
| 5 | biea'yunina | gözlerimizin önündesin | بِأَعْيُنِنَا | عين |
| 6 | ve sebbih | ve tesbih et | وَسَبِّحْ | سبح |
| 7 | bihamdi | hamd ile | بِحَمْدِ | حمد |
| 8 | rabbike | Rabbini | رَبِّكَ | ربب |
| 9 | hine | zaman | حِينَ | حين |
| 10 | tekumu | dikelirsin/ayağa kalkarsın | تَقُومُ | قوم |
Ayet 1
Tesbih57 eder Allah'ı göklerdeki162 ve yerdeki; O’nadır* mülk**; ve O’nadır* hamd3; ve O*** her şey üzerine bir Kadîr’dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yusebbihu | tesbih eder | يُسَبِّحُ | سبح |
| 2 | lillahi | Allah'ı | لِلَّهِ | - |
| 3 | ma | مَا | - | |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 6 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | l-erdi | yerdeki | الْأَرْضِ | ارض |
| 9 | lehu | O’nadır | لَهُ | - |
| 10 | l-mulku | mülk | الْمُلْكُ | ملك |
| 11 | velehu | ve O’nadır | وَلَهُ | - |
| 12 | l-hamdu | hamd | الْحَمْدُ | حمد |
| 13 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 14 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 15 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 16 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 17 | kadirun | bir Kadîr’dir | قَدِيرٌ | قدر |
*Allah'adır.**Mülkiyet. Sahiplik. ***Allah.
Ayet 3
Öyle ki tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; ve istiğfar396 et O’na*; doğrusu O* oldu bir Tevvâb191.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fesebbih | öyle ki tesbih et | فَسَبِّحْ | سبح |
| 2 | bihamdi | hamd ile | بِحَمْدِ | حمد |
| 3 | rabbike | Rabbini | رَبِّكَ | ربب |
| 4 | vestegfirhu | ve istiğfar et O’na | وَاسْتَغْفِرْهُ | غفر |
| 5 | innehu | doğrusu O | إِنَّهُ | - |
| 6 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 7 | tevvaben | bir Tevvâb | تَوَّابًا | توب |
*Allah'a.
Hamd
Kavram Adı:
Hamd
Kavram No: 3
Kısa Açıklama: 3 En yüce övgü/methetme.
Detaylı Açıklama: Hamd kelimesinin kökü (حمد) ‘hmd’ olup övmek, methetmek (to praise) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 238 (of 1303)En yüce övgünün/methetmenin Yüce Allah’a ait olduğunu anlarız. İnsanların ağızlarıyla neredeyse her yerde ‘Hamd olsun Allah’a’ dediklerini görmekteyiz. Ağızla bu sözü söylemenin hiçbir kıymeti yoktur. Önemli olan bu sözün gerçek anlamına tanık olmak ve tecelli edenleri kalpten hissetmektir. Bir şeyi övmek için öncelikle övülen şeyin gerçekten o övgüye veya övgülere layık olup olmadığı tam olarak anlaşılmalıdır. Bu nedenle övgüyü yapacak kimse övgüde bulunacağı konuda kendisini geliştirmelidir ki gerçek anlamda övgü yapabilsin. Örneğin okuma yazma bilmeyen bir kimse genel görelilik teorisini geliştiren Albert Einstein’ı gerçek anlamda övebilir mi? Mümkün değil. Okuma yazma bilen ancak fizikten anlamayan bir kimse Albert Einstein’ı nasıl över? Diliyle bir şeyler söyler ancak kalbinde hissettiği yavandır. Güçlü bir duygu değildir. Sadece gerçek anlamda fizikçi olan bir kimse Albert Einstein’ı tam olarak övebilir. Albert Einstein’ın yaptıklarının anlamlarını tüm kalbiyle hisseder. Albert Einstein’a olan saygısı derinleşir. Rabbimiz ki evreni/evrenleri yarattı ve muhteşem bir düzen kurdu. Onu övebilmemiz için onun eserlerini iyi anlamamız gereklidir. Evren denilen kitabı ve Kur’an’ı iyi okumak durumundayız. Evreni ve Kur’an’ı anlamaya başladığımızda Rabbimize olan saygımız, haşyetimiz kat ve kat artacaktır.En yüce övgüye sahip bir varlığı O’nun astından hiçbir şey hakkıyla, tam olarak övemez, takdir edemez. Ancak sadece kendisi hak ettiği bu övgüyü takdir edebilir, kuşatabilir. Bize düşen görev gücümüzün yettiği ölçüde evren kitabını ve Kur’an’ı anlayarak okumaktır.
Bu Kavramın Geçtiği Ayet Sayısı: 29
Türkçe Meal: Hamd 3 Allah’adır; Rabbidir 4 âlemlerin 203 .
Türkçe Meal: Ve dediği zaman Rabbin 4 meleklere 48 : “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir halîfe 189 * .”; dediler ** : “Kimse mi yaparsın orada *** (ki) fesat çıkarır/bozgunculuk yapar orada *** ; ve döker kan; ve bizler tesbih 57 ederiz seni hamd 3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi **** : “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”
Türkçe Meal: Hamd 3 Allah’adır; O ki yarattı gökleri 162 ve yeri; ve yaptı karanlıklar 581 ve nur 581 ; sonra kâfirlik 25 etmiş kimseler Rablerine 4 . eşitlerler * .
Türkçe Meal: Öyle ki kesildi arkası kavmin/toplumun; zulmetmiş 257 kimselerin; ve hamd 3 Allah’adır; Rabbidir 4 alemlerin.
Türkçe Meal: Ve soyarız göğüslerindekini nefretten/hınçtan; akar * altından onların ** nehirler; ve dediler ** : "Hamd 3 Allah’adır; kılavuzlayandır 192 bizleri buraya *** ; ve olmuş değildik kılavuzlanmaya 192 şayet ki kılavuzlamasaydı 192 bizleri Allah; muhakkak gelmiş Rabbimizin 4 resûlleri 418 hakla/gerçekle; ve nida **** edildiler ki işte şusunuz (ki) cennete; varis kılındınız ona ***** yapar olduğunuzla.
Türkçe Meal: Tevbe 33 edenlerdir; kulluk edenlerdir; hamd 3 edenlerdir; seyahat edenlerdir * ; rükû 11 edenlerdir; secde 12 edenlerdir; emredenlerdir marufla 291 ; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır münkeri 82 ; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri 27 .
Türkçe Meal: Çağrıları 80 orada * ; “Subhân'sın 7 sen ey Allah'ım!”; ve esenlemeleri * orada ** ; “Bir selâm”; ve çağrılarının sonu ki “Hamd 3 alemlerin Rabbi 4 Allah'a” (-dır).
Türkçe Meal: Ve tesbih 57 eder gök gürültüsü * O’nun ** hamdıyla 3 ; ve melekler *** (de) O’nun ** korkusundan; ve gönderir yıldırımlar 260 ; öyle ki isabet ettir onunla **** dilediği kimseyi; ve onlar mücadele ederler Allah hakkında; ve O ***** şiddetlidir mihâl 966 (-de).
Türkçe Meal: "Hamd 3 Allah’adır (ki) bağışlayandır bana * büyüklüğe ** karşı İsmâîl'i ve İshâk'ı; şüphesiz Rabbim 4 mutlak Semî’dir 41 çağrıya/duaya."
Türkçe Meal: Öyle ki tesbih 31 et hamd 3 ile Rabbini 4 ; ve ol secde 12 edenlerden.
Türkçe Meal: Darp eder * Allah bir misali 870 ; mülk edilmiş ** bir kulu (ki) muktedir olamaz bir şeye karşı; ve kimseyi (ki) rızıklandırdık onu bizden güzel bir rızık (-la); öyle ki o *** infak 6 eder ondan **** bir sırlı ***** ve açıkça; aynı seviyede midirler? Hamd 3 Allah'adır; evet! Ekserisi ***** onların ****** bilmezler.
Türkçe Meal: Gündür (ki) çağırır * sizleri; öyle ki cevap verirsiniz hamd 3 ile O’na ** ; ve zannedersiniz *** (ki) kalmadınız biraz dışında.
Türkçe Meal: Ve de ki: "Hamd 3 Allah’adır ki asla edinmeyendir bir velet * ; ve asla olmaz * ona ** bir ortak mülkte; ve asla olmaz ona ** bir veli 28 zilletten 452 ; ve yücelt *** O’nu **** bir tekbîr **** (-le).
Türkçe Meal: Hamd 3 Allah'adır ki indirendir kuluna * kitabı ** ; ve asla yapmadı ona *** bir eğrilik/bir yamukluk.
Türkçe Meal: Öyle ki sabret 51 üzerine ne derler onlar; ve tesbih 31 et hamd 3 ile Rabbini 4 ; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun * ; ve gece 171 vakitlerinden; öyle ki tesbih 31 et; ve taraflarında/etrafında gündüzün 170 ; belki sen razı olursun.
Türkçe Meal: Öyle ki seviyelendiğin * zaman sen ** ve senin ** yanındaki kimse gemi üzerine; öyle ki de ki: "Hamd 3 Allah’adır; ki kurtarandır bizleri zalim 257 kavimden."
Türkçe Meal: Ve tevekkül 79 et Hayy 371 üzerine o ki ölmeyendir; ve tesbih 31 et O'nun * hamdıyla 3 ; ve kâfi geldi/yetti ** kendisiyle *** (ki) günahlarına kullarının bir Habîr (olmasıyla).
Türkçe Meal: Ve ant olsun verdik Dâvud'a ve Süleymân'a bir ilim; ve (ikisi) dedi: "Hamd 3 Allah’adır ki faziletli 202 kılandır bizleri birçoğu üzerine mümin 27 kullarından 907 ."
Türkçe Meal: De ki: "Hamd 3 Allah’adır"; ve bir selâmdır 642 kullarının 907 üzerine; kimselerdir (ki) saflaştırdı 409 hayırlı Allah; yoksa şirk koştukları mı (hayırlıdır)?
Türkçe Meal: Ve de ki: "Hamd 3 Allah’adır; gösterecek * sizlere ayetlerini 237 öyle ki arif ** olursunuz ona *** ; ve (senin) Rabbin 4 gafil **** değildir yaptıklarınıza."
Türkçe Meal: Ve O'dur Allah; yoktur ilâh 74 O’nun dışında; O’nadır hamd 3 ilkte * ve ötekisinde ** ; ve O'nadır hüküm 67 ; ve O’na doğru döndürülürsünüz.
Türkçe Meal: Ve mutlak ki eğer sual etseydin * onlara: "Kim indirdi gökten 180 bir su 179 ; öyle ki hayat verdi onunla ** yere sonrasında ölümünden?"; mutlak derler 1304 : "Allah"; de ki: "Hamd 3 Allah'adır"; evet! Ekserisi *** onların akletmezler 562 .
Türkçe Meal: Ancak ayetlerimize iman 47 eden kimseler (ki) hatırlatıldığı zaman onlara * onunla ** ; kapandılar secde 12 edenler (olarak); ve tesbih 31 ettiler hamd 3 ile Rablerini 4 ; ve onlar büyüklenmezler.
Türkçe Meal: Hamd 3 Allah’adır (ki) böldü * gökleri 162 ve yeri; yaptı melekleri resûller 418 cenah ** sahibi ikişer ve üçer ve dörder; artırır yaratmada dilediğini; doğrusu Allah her bir şey üzerine bir Kadîr’dir 177 .
Türkçe Meal: Öyle ki sabret 51 ; doğrusu Allah'ın vaadi haktır/gerçektir; ve istiğfar et/bağışlanma dile günahların için; ve tesbih 31 et hamd 3 ile Rabbini 4 ; akşamla/gün batımı sonrasıyla; sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle.
Türkçe Meal: Öyle ki sabret 51 onların dedikleri üzerine; ve tesbih 31 et hamd 3 ile Rabbini 4 ; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun (Güneş’in).
Türkçe Meal: Ve sabret 51 Rabbinin 4 hükmüne; öyle ki doğrusu sen gözlerimizin önündesin; ve tesbih 31 et hamd 3 ile Rabbini 4 ; zaman (ki); dikelirsin/ayağa kalkarsın.
Türkçe Meal: Tesbih 57 eder Allah'ı göklerdeki 162 ve yerdeki; O’nadır * mülk ** ; ve O’nadır * hamd 3 ; ve O *** her şey üzerine bir Kadîr’dir 177 .
Türkçe Meal: Öyle ki tesbih 31 et hamd 3 ile Rabbini 4 ; ve istiğfar 396 et O’na * ; doğrusu O * oldu bir Tevvâb 191 .