Bakara Suresi - Ayet 43
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve rükû 11 edin rükû 11 edenlerle birlikte.
Arapça: 50|2|43|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واركعوا مع الركعين
Arama Operatörleri:
Ayet 43
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.
2:43. Salâtı ikame edin, zekâtı yapın.1 Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin.21- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğü “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir.” 2- Allah’a bağlılığı ortaya koyanlarla, buyruklarına içtenlikle tabi olanlarla birlikte olun.2:43. And keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification and bow with the bowing.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | verkeu | ve rükû edin | وَارْكَعُوا | ركع |
| 6 | mea | birlikte | مَعَ | - |
| 7 | r-rakiiyne | rükû edenlerle | الرَّاكِعِينَ | ركع |
‘rkeu’ kelimesi kökü (ركع) reverans/selam ya da teşekkür anlamına eğilme ya da diz kırma biçiminde yapılan hareket (bow), diz çökmek (kneel), teslim olmak/kabullenmek (submit), dize gelmek (surrender), olup namazda başı ve omurgayı eğmek (rüku etmek) (bow in pray), alçakgönüllülük ve kibirden yoksun olmayı belirtmek için başı eğmek (ibadette veya başka durumlarda) (to denote humility and self-abasement either in worship or in other cases.), yaşlanmaya bağlı başın eğilmesi (he lowered his head and he (an old man) bowed himself, or bent himself, or became bowed or bent, by reason of age), yorgun devenin başını eğmesi, hurma ağacının eğilmesi, zengin birisinin daha sonradan fakirleşmesi sonrası önceki yeterliliğini, durumunun azalması, alçalması) anlamındadır. Lane's Lexicon, page 1153 (of 3039)
Ayet 83
Ve aldığımız zaman bir mîsâk281 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de); ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
2:83. Hani! Bir zaman İsrailoğulları’ndan, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin; anne ve babaya, öksüzlere, düşkünlere iyilik yapın; insanlara iyi söz söyleyin, “salatı ikame edin, zekâtı yapın1”, diye kesin söz almıştık. Sonra, içinizden pek azınız hariç sözünüzden döndünüz. Ve sizler, döneklik yapanlarsınız.1- Bkz: 2:43’ün dipnotu.2:83. And when We took Israel’s sons’ and daughters’ promise/covenant, "Do not worship except God, and with the parents a goodness and of the relations/near , and the orphans and the poorest of the poor/poor oppressed , and say to the people goodness, and keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification." Then you turned away except (a) few from you and you are objecting/opposing .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misaka | bir sözleşme/misak | مِيثَاقَ | وثق |
| 4 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 5 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | tea'budune | kulluk etmeyesiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
| 8 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ve bil-valideyni | ve ana babayla | وَبِالْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 11 | ihsanen | bir güzellik | إِحْسَانًا | حسن |
| 12 | ve zi | ve sahibine (de) | وَذِي | - |
| 13 | l-kurba | yakınlık | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 14 | velyetama | ve yetimlere (de) | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 15 | velmesakini | ve miskinlere/açlık sınırında yaşayanlara (da) | وَالْمَسَاكِينِ | سكن |
| 16 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 17 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 18 | husnen | güzelliği | حُسْنًا | حسن |
| 19 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 20 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 21 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 22 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 23 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 24 | tevelleytum | döndünüz | تَوَلَّيْتُمْ | ولي |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | kalilen | bir az | قَلِيلًا | قلل |
| 27 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 28 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 29 | mua'ridune | direnç gösterenlersiniz /karşı çıkanlarsınız | مُعْرِضُونَ | عرض |
Ayet 110
Ve ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
2:110. Salâtı ikâme edin ve zekâtı yapın.1 Kendiniz için her ne iyilik yaparsanız onu Allah katında bulacaksınız. Kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.1- Bkz. 2: 43.2:110. And keep up the prayers and give the charity/purification and what you advance to yourselves from goodness, you find it at God, that God (is) with what you make/do seeing/understanding .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 6 | tukaddimu | önceden gönderdiklerinizi | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 7 | lienfusikum | nefisleriniz için | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 10 | teciduhu | bulursunuz onu | تَجِدُوهُ | وجد |
| 11 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | bima | بِمَا | - | |
| 16 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 17 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Ayet 177
Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba* ve nebilere132; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır takva sahipleri21.
2:177. Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr1 değildir. Ama birr: Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna2, yardım isteyenlere, rikâb olanlara3 vermek; “salâtı ikame etmek, zekât yapmak4”, söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva sahibi olanlardır.1- İyi olan her şey, bütün iyilikler, bağış, doğruluk, adalet, gerçeklik, erdem, gönül. 1- “İbnu’s-sebili,” deyim olarak “yol oğlu” demektir. Bu deyime, “yolda kalanlar” anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında “yol” demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında “iki yol” dan birini seçmek yani “tercih edilen yol” demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı “yolda kalanlar” değil, büyün varlığı ile “Allah yolunda” çalışma yolunu tercih etmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Ayrıca yaptığı bir şeyi imkânsızlık nedeni yarım kalmış kimselere de denmektedir. 3- Boyunduruk altında bulunan ve özgürlüğüne kavuşmak isteyen kimse. Rekâbe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı olan kimseler için kullanılmaktadır. Sözcük anlamı olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.2:177. The righteousness/obedience is not that you turn your faces/fronts facing the sunrise/east, and the sunset/west, and but the righteousness/obedience (is) who believed with God, and the Day the Last/Resurrection Day, and the angels and The Book , and the prophets, and brought/gave the property/possession/wealth on his love/like (to it), (to) of the relations/near (ones), and the orphans, and the poorest of the poor/poor oppressed, and the traveler/stranded traveler , and the askers/beggars , and in the necks’/slaves’ (freeing) , and kept up/performed the prayers, and gave/brought the charity/purification , and the fulfilling with the promise/contract if they promised/made a contract, and the patient in the misery/hardship and the calamity/disastrous distress , and (during the) time of the war/hardship ,those are who were truthful, and those, those are the fearing and obeying (God).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | değildir | لَيْسَ | ليس |
| 2 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tuvellu | çevirirsiniz | تُوَلُّوا | ولي |
| 5 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 6 | kibele | kıbleye/yönüne | قِبَلَ | قبل |
| 7 | l-meşriki | doğu | الْمَشْرِقِ | شرق |
| 8 | velmegribi | ve batı | وَالْمَغْرِبِ | غرب |
| 9 | velakinne | fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 10 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 11 | men | kimsededir | مَنْ | - |
| 12 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 13 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 14 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 15 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 16 | velmelaiketi | ve meleklere | وَالْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 17 | velkitabi | ve kitaba (Kur’an’a) | وَالْكِتَابِ | كتب |
| 18 | ve nnebiyyine | ve nebilere/peygamberlere | وَالنَّبِيِّينَ | نبا |
| 19 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 20 | l-male | malını | الْمَالَ | مول |
| 21 | ala | üzerindedir | عَلَىٰ | - |
| 22 | hubbihi | sevgisi | حُبِّهِ | حبب |
| 23 | zevi | olanlara | ذَوِي | - |
| 24 | l-kurba | yakında | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 25 | velyetama | ve yetimlere | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 26 | velmesakine | ve açlık sınırında yaşayanlara | وَالْمَسَاكِينَ | سكن |
| 27 | vebne | ve oğluna | وَابْنَ | بني |
| 28 | s-sebili | yolun | السَّبِيلِ | سبل |
| 29 | ve ssailine | ve isteyenlere/talep edenlere | وَالسَّائِلِينَ | سال |
| 30 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 31 | r-rikabi | boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir) | الرِّقَابِ | رقب |
| 32 | ve ekame | ve dikti/ayağa kaldırdı | وَأَقَامَ | قوم |
| 33 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 34 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 35 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 36 | velmufune | ve yerine getirenler | وَالْمُوفُونَ | وفي |
| 37 | biahdihim | antlaşmalarını | بِعَهْدِهِمْ | عهد |
| 38 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 39 | aahedu | antlaştıkları | عَاهَدُوا | عهد |
| 40 | ve ssabirine | ve sabrederler/metanetli direnirler | وَالصَّابِرِينَ | صبر |
| 41 | fi | فِي | - | |
| 42 | l-be'sa'i | sefalette/sıkıntıda | الْبَأْسَاءِ | باس |
| 43 | ve dderra'i | ve başı darda/bunalımda | وَالضَّرَّاءِ | ضرر |
| 44 | ve hine | ve zamanında | وَحِينَ | حين |
| 45 | l-be'si | seferberlik | الْبَأْسِ | باس |
| 46 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 47 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 48 | sadeku | doğrular | صَدَقُوا | صدق |
| 49 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 50 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 51 | l-muttekune | muttakiler | الْمُتَّقُونَ | وقي |
*Kur'ân'a.
Ayet 277
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve verdiler zekâtı10; onlaradır ecirleri820 Rablerinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
2:277. İman edip, sâlihâtı yapanların1, salâtı ikame edenlerin ve zekâtı yapanların2 ödülleri kuşkusuz Rabb’lerinin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.1- Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Bu sözcüğün karşıtı “seyyiat” yani kötülük sözcüğüdür. Salihat, kötülüğe karşı mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir. 2- Bkz. 2:43. ayetin dipnotu.2:277. That those who believed and made/did the correct/righteous deeds, and kept up/performed the prayers, and gave/brought the charity/purification , for them at their Lord (is) their reward/wage , and no fear/fright on them and nor they be sad/grieving.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 5 | s-salihati | sâlihât | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 6 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve atevu | ve verdiler | وَاتَوُا | اتي |
| 9 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 10 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 11 | ecruhum | ecirleri/karşılıkları | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 12 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 13 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 14 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 15 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 16 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 17 | ve la | وَلَا | - | |
| 18 | hum | ve onlar | هُمْ | - |
| 19 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 77
Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10"; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim137 (kadar).
4:77. Kendilerine, ellerinizi çekin1, salâtı ikâme edin, zekâtı yapın2 denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca3, içlerinden bir kısmı Allah’ın haşyeti gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet4 duyarlar. Ve “Ey Rabb’imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?” dediler. De ki: “Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır.” Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık edilmez.1- Kimseye dokunmayın. 2 - Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. 3- Gerekli görülünce, zorunlu kılınınca. 4- Derin saygı ve içten sevgi besleyerek; onları Allah’tan üstün ve yüce görürler. Bu sözcüğe korkma anlamı vermek doğru değildir. Sözcük, “huşu” (içtenlik) samimiyet anlamındadır.4:77. Did you not see to those who were said to them: "Prevent/stop your hands and keep up the prayers, and give the charity." So when the fighting/killing was written/decreed on them, then a group from them fear the people, as God’s fear, or stronger fear, and they said: "Our Lord, for what (did) You write/decree on us the fighting/killing, if only You delayed us to (a) near term/time." Say: "The present world’s enjoyment (is) little, and the end (other life) (is) best to who feared and obeyed, and you do (will) not be caused injustice to/oppressed (as little as) a cleft in a seed ."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 5 | kile | denildi | قِيلَ | قول |
| 6 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 7 | kuffu | çekin | كُفُّوا | كفف |
| 8 | eydiyekum | ellerinizi | أَيْدِيَكُمْ | يدي |
| 9 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 10 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 11 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 12 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 13 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 14 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 15 | aleyhimu | onlara | عَلَيْهِمُ | - |
| 16 | l-kitalu | savaş | الْقِتَالُ | قتل |
| 17 | iza | o zaman | إِذَا | - |
| 18 | ferikun | bir fırka/bir grup | فَرِيقٌ | فرق |
| 19 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 20 | yehşevne | haşyet duyar/derin saygı duyar | يَخْشَوْنَ | خشي |
| 21 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 22 | kehaşyeti | haşyet duyar/derin saygı duyar gibi | كَخَشْيَةِ | خشي |
| 23 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 24 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 25 | eşedde | daha şiddetli | أَشَدَّ | شدد |
| 26 | haşyeten | bir haşyet duyma/derin saygı duyma | خَشْيَةً | خشي |
| 27 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 28 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 29 | lime | niçin | لِمَ | - |
| 30 | ketebte | yazdın | كَتَبْتَ | كتب |
| 31 | aleyna | bize | عَلَيْنَا | - |
| 32 | l-kitale | savaş | الْقِتَالَ | قتل |
| 33 | levla | keşke | لَوْلَا | - |
| 34 | ehhartena | tehir etseydin/erteleseydin bizi | أَخَّرْتَنَا | اخر |
| 35 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 36 | ecelin | bir ecele/bir süreye | أَجَلٍ | اجل |
| 37 | karibin | yakın | قَرِيبٍ | قرب |
| 38 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 39 | metau | metası/yararlanması | مَتَاعُ | متع |
| 40 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 41 | kalilun | azdır | قَلِيلٌ | قلل |
| 42 | vel'ahiratu | ve ahiret | وَالْاخِرَةُ | اخر |
| 43 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 44 | limeni | kimse için | لِمَنِ | - |
| 45 | tteka | takvalı oldu/sakındı | اتَّقَىٰ | وقي |
| 46 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 47 | tuzlemune | zulmedilmez sizlere | تُظْلَمُونَ | ظلم |
| 48 | fetilen | bir fitil/bir sicim (kadar) | فَتِيلًا | فتل |
Ayet 162
Lâkin/fakat onlardan* ilimde1143** kök salanlar ve müminler27; iman47 ederler sana indirilmişe*** ve senden önce indirilmişe****; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve iman47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar; getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir820.
4:162. Ancak, onlardan ilimde derinleşmiş1 olanlar ve Mü’minler, sana ve senden önce indirilene inanırlar. Salâtı ikame edenler, zekâtı yapanlar2, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenler; işte onlara büyük bir ödül vereceğiz.1- Gerçeği idrak etmiş olanlar. Gerçeğin vahiy olduğuna inananlar. Kur’an’da yer alan ilim ve âlim sözcükleri; Allah’ın, nasıl bir Allah olduğunu; yüceliğini, üstünlüğünü ve gücünü idrak etmek, ayırdına varmak; kesin, doğru ve gerçek bilgi kaynağının vahiy olduğuna inanmak, tevhidi bilince sahip olmak; gerçeği görmenin, bilmenin ve kavramanın bilincinde olmak demektir. Bu nedenle, Kur’an’da yer alan her âlim sözcüğüne “bilgin”, ilim sözcüğüne de “bilgi” anlamı vermek kesinlikle doğru değildir. 2- Bkz: 2:43 Nolu ayetin dipnotu.4:162. But the affirmed in the knowledge from them, and the believers, they believe with what was descended to you, and what was descended from before you, and the keeping up (of) the prayers, and the giving the charity , and the believing with God, and the Day the Last/Resurrection Day, those, We will give/bring them a great reward .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lakini | fakat | لَٰكِنِ | - |
| 2 | r-rasihune | kök salanlar | الرَّاسِخُونَ | رسخ |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | l-ilmi | ilimde | الْعِلْمِ | علم |
| 5 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 6 | velmu'minune | ve müminler | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 7 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 8 | bima | بِمَا | - | |
| 9 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 10 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 11 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 12 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | kablike | senden önce | قَبْلِكَ | قبل |
| 15 | velmukimine | ve dikenlerdir/ayağa kaldıranlardır | وَالْمُقِيمِينَ | قوم |
| 16 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 17 | velmu'tune | ve verenlerdir | وَالْمُؤْتُونَ | اتي |
| 18 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 19 | velmu'minune | ve iman edenlerdir | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 20 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 21 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 22 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 23 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 24 | senu'tihim | getireceğiz/vereceğiz onlara | سَنُؤْتِيهِمْ | اتي |
| 25 | ecran | bir ecir/karşılık | أَجْرًا | اجر |
| 26 | azimen | büyük | عَظِيمًا | عظم |
*Kitap ehlinden.**Bir ilim içinde olanlar.***Kur'an'a.****Tevrât ve İncîl.
Ayet 12
Ve ant olsun aldı Allah bir mîsâk281 İsrailoğullarından; ve gönderdik onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğer ikame ettiniz salâtı5; ve verdiniz zekâtı10; ve iman47 ettiniz resûllerime418; ve desteklediniz onları; ve borç123 verdiniz Allah'a güzel bir borç123; mutlak kâfirlik25 ederim*; ve mutlak sokarım sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim kâfirlik25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet128 içinde oldu/saptı dümdüz yoldan553.
5:12. Doğrusu Allah İsrailoğulları’ndan kesin söz aldı. Onlardan on iki temsilci gönderdik. Ve Allah, “Sizinle beraberim.” dedi. Ant olsun eğer salâtı ikame eder, zekâtı yapar1, resullerime iman eder ve onlara yardımcı olur, böylece Allah’a iyi bir ödünç verirseniz, o zaman elbette kötülüklerinizi örterim, muhakkak içinden ırmaklar akan Cennetlere koyarım. Bundan sonra, sizden kim küfrederse2 düz yoldan sapmış olur.1- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. 2- Kâfir: İnançsız, inanmayan, gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, nankör. Allah’ı ve vahyi reddeden. Küfr, İman’ın karşıtıdır.5:12. And God had taken Israel’s sons’ and daughters’ promise/covenant, and We sent from them twelve heads/chiefs/representatives, and God said: "I am with you, if (E) you kept up the prayers, and you gave the charity/purification, and you believed with My messengers and you supported/aided them, and you lent/advanced God a good loan/advance, I will substitute (E) from you your sins/crimes and I will enter you (E) treed gardens the rivers flow from beneath it, so who disbelieved after that, from you, so (he) had misguided the way’s/path’s straightness."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ehaze | aldı | أَخَذَ | اخذ |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | misaka | bir misak/sözleşme | مِيثَاقَ | وثق |
| 5 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 6 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 7 | ve beasna | ve gönderdik | وَبَعَثْنَا | بعث |
| 8 | minhumu | onlardan | مِنْهُمُ | - |
| 9 | sney | iki (on iki) | اثْنَيْ | ثني |
| 10 | aşera | on (on iki) | عَشَرَ | عشر |
| 11 | nekiben | lider | نَقِيبًا | نقب |
| 12 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 13 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 14 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 15 | meakum | sizinle birlikteyim | مَعَكُمْ | - |
| 16 | lein | eğer | لَئِنْ | - |
| 17 | ekamtumu | diktiniz/ayağa kaldırdınız | أَقَمْتُمُ | قوم |
| 18 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 19 | ve ateytumu | ve verdiniz | وَاتَيْتُمُ | اتي |
| 20 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 21 | ve amentum | ve iman ettiniz | وَامَنْتُمْ | امن |
| 22 | birusuli | resullerime/elçilerime | بِرُسُلِي | رسل |
| 23 | ve azzertumuhum | ve desteklediniz onları | وَعَزَّرْتُمُوهُمْ | عزر |
| 24 | ve ekradtumu | ve borç verdiniz | وَأَقْرَضْتُمُ | قرض |
| 25 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 26 | kardan | bir borç | قَرْضًا | قرض |
| 27 | hasenen | güzel | حَسَنًا | حسن |
| 28 | leukeffiranne | mutlak kâfirlik ederim | لَأُكَفِّرَنَّ | كفر |
| 29 | ankum | sizlerden | عَنْكُمْ | - |
| 30 | seyyiatikum | günahlarınızı | سَيِّئَاتِكُمْ | سوا |
| 31 | veleudhilennekum | ve mutlak sokarım sizleri | وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ | دخل |
| 32 | cennatin | cennetlere | جَنَّاتٍ | جنن |
| 33 | tecri | akar | تَجْرِي | جري |
| 34 | min | مِنْ | - | |
| 35 | tehtiha | altından onun | تَحْتِهَا | تحت |
| 36 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 37 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 38 | kefera | kâfirlik etti/gerçeği örttü | كَفَرَ | كفر |
| 39 | bea'de | sonra | بَعْدَ | بعد |
| 40 | zalike | bundan | ذَٰلِكَ | - |
| 41 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 42 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 43 | delle | dalalet içinde oldu/saptı | ضَلَّ | ضلل |
| 44 | seva'e | düz | سَوَاءَ | سوي |
| 45 | s-sebili | yoldan | السَّبِيلِ | سبل |
*Yüce Allah'ın mümin kimselerin bazı günahlarına kâfirlik edeceği yani örtüp gizleyeceği bu ayette bildirilir.
Ayet 55
Veliniz28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür418 O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar rükû11 edenlerdir.
5:55. Sizin veliniz; ancak Allah, O’nun Resûlü ve “salatı ikame edip rukû halinde zekât yapan”1 mü’minlerdir.1- Bu cümleye, literal/lafzi olarak diğer çevirilerde, “namaz kılan, zekât veren ve rukû eden” şeklinde verilen anlam doğru değildir. Oysaki ayette, sözcük anlamı itibariyle “salatı ikame edip rukû halinde zekât yapan” demek olan bu terkip; Şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmek, O’na kulluk etmek ve bunu, Allah’a bağlılığı ortaya koyarak, buyruklarına içtenlikle teslim olarak; arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak demektir.5:55. But your guardian/patron/ally (is) God, and His messenger; and those who believed they keep up the prayers, and they give the charity , and they are bowing .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | veliyyukumu | sizin veliniz | وَلِيُّكُمُ | ولي |
| 3 | llahu | Allah'tır | اللَّهُ | - |
| 4 | ve rasuluhu | ve resulüdür/elçisidir onun | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 5 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 6 | amenu | İman etmiş | امَنُوا | امن |
| 7 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 8 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 9 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 10 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 11 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 12 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 13 | rakiune | rükû edenlerdir | رَاكِعُونَ | ركع |
Ayet 156
Ve yaz bizlere bu dünyada bir iyilik/güzellik ve ahirette (de); doğrusu bizler kılavuzlandık sana; dedi (Allah) : "Azabım (ki) isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki yazarım onu kimselere (ki) takvalı21 olurlar; ve verirler zekâtı10; ve kimselerdir (ki) onlar ayetlerimize iman47 ederler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vektub | ve yaz | وَاكْتُبْ | كتب |
| 2 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | hazihi | bu | هَٰذِهِ | - |
| 5 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 6 | haseneten | bir iyilik/güzellik | حَسَنَةً | حسن |
| 7 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 8 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 9 | inna | doğrusu bizler | إِنَّا | - |
| 10 | hudna | kılavuzlandık | هُدْنَا | هود |
| 11 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 12 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 13 | azabi | azabım | عَذَابِي | عذب |
| 14 | usibu | isabet ettiririm | أُصِيبُ | صوب |
| 15 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 16 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 17 | eşa'u | dilediğim | أَشَاءُ | شيا |
| 18 | verahmeti | ve rahmetim | وَرَحْمَتِي | رحم |
| 19 | vesiat | kuşatmıştır | وَسِعَتْ | وسع |
| 20 | kulle | her | كُلَّ | كلل |
| 21 | şey'in | bir şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 22 | feseektubuha | öyle ki yazarım onu | فَسَأَكْتُبُهَا | كتب |
| 23 | lillezine | kimselere | لِلَّذِينَ | - |
| 24 | yettekune | takvalı olurlar | يَتَّقُونَ | وقي |
| 25 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 26 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 27 | vellezine | ve kimselere | وَالَّذِينَ | - |
| 28 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 29 | biayatina | ayetlerimize | بِايَاتِنَا | ايي |
| 30 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
Ayet 5
Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar34; öyleyse katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.
9:5. Haram aylar1 çıktığı zaman, artık “o müşrikleri” nerede bulursanız öldürün2, onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip3, salâtı ikame eder4, zekâtı yaparlarsa5 diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı’dır, Rahmeti Kesintisiz’dir.1- Savaşmanın haram olduğu aylar. Bkz. 9:2. 2- “Bulundukları yerde öldürülecek olanlar,” müşriklerin tamamı değil; “o müşrikler” denilerek, “belli olan, yanı antlaşmanın hükümlerine uymayan, antlaşmayı bozan müşriklerdir.” Bunlar aynı zamanda Müslümanların aleyhinde düşmanlarla iş birliği yapanlardır. Bir önceki ayette, bunların kimler oldukları bildirilmektedir. Bir sonraki ayette de korunma isteyen müşriklere, korunma sağlanması ve güven içinde istedikleri yere ulaştırılmaları istenmektedir. 3- Savaşmaktan vazgeçerlerse. 4- Samimi olarak pişman olup, size yardım ve dayanışma içinde olurlarsa. Salat sözcüğünün, namazın yanı sıra; dua, destek, din, yardımlaşma, dayanışma, davet, kulluk, itaat ve yaradılış amacına uygun hareket etmek gibi anlamları bulunmaktadır. 5- Benliklerini kötülüklerden arındırıp samimi ve dürüst olurlarsa. Buradaki zekât sözcüğü, ekonomik yardımı değil, ikiyüzlülükten arınmış olmayı ifade etmektedir.9:5. So if the months the forbidden/sacred ended/passed , so fight/kill the sharers/takers of partners (with God) where/when you found them, and take/punish them and restrict/confine them and remain/be concerned and prepared/beset for them (in) every lookout/observatory , so if they repented, and kept up the prayers and gave/brought the charity/ purification , so free their way/path , that God (is) forgiving, merciful.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feiza | öyle ki o zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | nseleha | sonlandığında | انْسَلَخَ | سلخ |
| 3 | l-eşhuru | aylar | الْأَشْهُرُ | شهر |
| 4 | l-hurumu | haram | الْحُرُمُ | حرم |
| 5 | fektulu | öyle ki katledin | فَاقْتُلُوا | قتل |
| 6 | l-muşrikine | müşrikleri | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
| 7 | haysu | her nerede | حَيْثُ | حيث |
| 8 | vecedtumuhum | buldunuz onları | وَجَدْتُمُوهُمْ | وجد |
| 9 | ve huzuhum | ve tutun/alın | وَخُذُوهُمْ | اخذ |
| 10 | vehsuruhum | ve kuşatın/sınırlayın onları | وَاحْصُرُوهُمْ | حصر |
| 11 | vek'udu | ve oturup bekleyin | وَاقْعُدُوا | قعد |
| 12 | lehum | onları | لَهُمْ | - |
| 13 | kulle | her bir | كُلَّ | كلل |
| 14 | mersadin | rasat yerinde/gözlem yerinde | مَرْصَدٍ | رصد |
| 15 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 16 | tabu | tevbe ettilerse | تَابُوا | توب |
| 17 | ve ekamu | ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa | وَأَقَامُوا | قوم |
| 18 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 19 | ve atevu | ve verdilerse | وَاتَوُا | اتي |
| 20 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 21 | fehallu | öyle ki serbest bırakın | فَخَلُّوا | خلو |
| 22 | sebilehum | yollarını onların | سَبِيلَهُمْ | سبل |
| 23 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 24 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 25 | gafurun | gafûrdur | غَفُورٌ | غفر |
| 26 | rahimun | rahîmdir. | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 11
Öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı154; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir753 sizlere dinde*; ve detaylı açıklarız ayetleri454; bilir bir kavim/toplum için.
9:11. Eğer tevbe eder, “salâtı ikame eder1 ve zekâtı yaparlarsa”1, onlar artık dinde sizinkardeşlerinizdir. Biz, âyetleri, bilen bir kavim için böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.1- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13.) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak” demektir.9:11. So if they repented and kept up the prayers and gave/brought the charity/purification , so (they are) your brothers in the religion, and We detail/explain the verses/evidences to a nation knowing.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | tabu | tevbe ettilerse | تَابُوا | توب |
| 3 | ve ekamu | ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa | وَأَقَامُوا | قوم |
| 4 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 5 | ve atevu | ve verdilerse | وَاتَوُا | اتي |
| 6 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 7 | feihvanukum | öyle ki kardeşlerdir sizlere | فَإِخْوَانُكُمْ | اخو |
| 8 | fi | فِي | - | |
| 9 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 10 | ve nufessilu | ve detaylı açıklarız | وَنُفَصِّلُ | فصل |
| 11 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 12 | likavmin | bir kavim için | لِقَوْمٍ | قوم |
| 13 | yea'lemune | bilirler | يَعْلَمُونَ | علم |
*İslam'da. Sadece kutsal kitaplar, sadece Kur'an diyen dinde.
Ayet 18
Ancak ki imar755 eder Allah'ın mescitlerini16 kimse (ki) iman47 etti Allah'a; ve ahiret gününe; ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve asla haşyet53 duymaz Allah'ın dışında; öyle ki belki bunlar; ki olurlar muhtedlerden176.
9:18. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah ’a ve Ahiret Günü’ne iman edip, salâtı ikame eden, zekâtı yapan1 ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar edebilirler. Onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.1- Bkz 9: 11. Ayetin in dipnotu.9:18. But (those who) tend to/visit God’s mosques/places of worshipping God (are) who believed by God and the Day the Last/Resurrection Day, and kept up the prayers, and gave/brought the charity/purification , and did not fear except God, so maybe/perhaps that those they be from the guided.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak ki | إِنَّمَا | - |
| 2 | yea'muru | imar eder | يَعْمُرُ | عمر |
| 3 | mesacide | mescitlerini | مَسَاجِدَ | سجد |
| 4 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 5 | men | kimse (ki) | مَنْ | - |
| 6 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 7 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 8 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 9 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 10 | ve ekame | ve dikti/ayağa kaldırdı | وَأَقَامَ | قوم |
| 11 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 12 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 13 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 14 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 15 | yehşe | haşyet/çekince hissetmez | يَخْشَ | خشي |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | llahe | Allah'ın (birine) | اللَّهَ | - |
| 18 | feasa | öyle ki belki | فَعَسَىٰ | عسي |
| 19 | ulaike | bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 20 | en | ki | أَنْ | - |
| 21 | yekunu | olurlar | يَكُونُوا | كون |
| 22 | mine | مِنَ | - | |
| 23 | l-muhtedine | doğru yola kılavuzlananlardan | الْمُهْتَدِينَ | هدي |
Ayet 71
Ve mümin27 erkekler; ve mümin27 kadınlar*; onların bir kısmı velileridir28 bir kısmın; emrederler marufla291 ve engellerler münkeri82; ve ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve itaat ederler Allah'a ve O’nun resûlüne418; işte bunlar, rahmet271 edecektir onlara Allah; doğrusu Allah bir Azîzdir37; bir Hakîmdir9.
9:71. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler.1 Ma’ruf olanı yaparlar, munkerden sakındırırlar.2 Salâtı ikâme ederler, zekâtı yaparlar.3 Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan’dır, En İyi Hüküm Veren’dir.1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. 2- “Emr-i b’il-ma’rûf nehy-i ani’l munker” terkip olarak: İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir. Ma’rûf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. “Emr” fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki “Emr-i b’il-ma’rûf” terkibine “iyiliği emret” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir. 3- Bkz. 9:11. Ayetin dipnotu.9:71. And the believers (M) and believers (F) some of them (are) guardians/allies (to) some, they order/command with the kindness/generosity , and they forbid/prevent from the defiance of God and His orders/obscenity ,and they keep up the prayers, and they give the charity/purification and they obey God and His messenger, those, God will have mercy upon them, that God (is) glorious/mighty , wise/judicious.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velmu'minune | ve mümin erkekler | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 2 | velmu'minatu | ve mümin kadınlar | وَالْمُؤْمِنَاتُ | امن |
| 3 | bea'duhum | bir kısmı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 4 | evliya'u | velileridir | أَوْلِيَاءُ | ولي |
| 5 | bea'din | bir kısmın | بَعْضٍ | بعض |
| 6 | ye'murune | emrederler | يَأْمُرُونَ | امر |
| 7 | bil-mea'rufi | evrensel kabulleri/normları | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 8 | ve yenhevne | ve engellerler | وَيَنْهَوْنَ | نهي |
| 9 | ani | عَنِ | - | |
| 10 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 11 | ve yukimune | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُونَ | قوم |
| 12 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 13 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 14 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 15 | ve yutiune | ve itaat ederler | وَيُطِيعُونَ | طوع |
| 16 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 17 | ve rasulehu | ve O’nun resulüne/elçisine | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 18 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 19 | seyerhamuhumu | rahmet edecektir onlara | سَيَرْحَمُهُمُ | رحم |
| 20 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 21 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 22 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 23 | azizun | azîzdir | عَزِيزٌ | عزز |
| 24 | hakimun | hakîmdir | حَكِيمٌ | حكم |
*9:67 ayetinde münâfık erkekler ve münâfık kadınların özelliği bildirilmiştir.
Ayet 31
"Ve yaptı* beni** bir mübarek139 her nerede olduysam; ve vasiyet etti973 bana salâtı5 ve zekâtı10; devam ettiğim (sürece) bir hayata."
19:31. “Ve beni bulunduğum her yerde mübarek1 kıldı. Ve yaşadığım sürece bana salâtı2 ve zekâtı3 tavsiye etti.4”1- Kutlu. 2- 1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almak, salatı (namaz) kılmak, dua etmek demektir. 31- Zekât, arınma, arındırma, arınmak temektir. Benliğin her türlü kötülükten arınması, temizlenmesi, arı duru hale gelmesi demektir. (Bkz. 19:13; 18:81; 23:4.) 4- Hükme bağladı.19:31. And He made me blessed, wherever I was/am, and He directed/commanded me with the prayers and the charity/purification as long as I continued/lasted alive.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cealeni | ve yaptı (Allah) beni (İsa) | وَجَعَلَنِي | جعل |
| 2 | mubaraken | bir bereketlendirilmiş | مُبَارَكًا | برك |
| 3 | eyne | her nerede | أَيْنَ | - |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | kuntu | olduğum | كُنْتُ | كون |
| 6 | ve evsani | ve vasiyet etti bana | وَأَوْصَانِي | وصي |
| 7 | bis-salati | salatı | بِالصَّلَاةِ | صلو |
| 8 | ve zzekati | ve zekâtı | وَالزَّكَاةِ | زكو |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | dumtu | daim olduğum | دُمْتُ | دوم |
| 11 | hayyen | bir hayata | حَيًّا | حيي |
*Allah.**Beşikteki bebek Îsâ.
Ayet 55
Ve oldu* emreder200 ahalisine/halkına salâtı5 ve zekâtı10; ve oldu* Rabbi4 indinde/katında razı olunan.
19:55. Ve o kendisi ile birlikte olanlara salâtı ve zekâtı buyuruyordu1. Ve o Rabb’inin yanında kendisinden hoşnut olunmuşlardandı.1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almak, salatı (namaz) kılmak, dua etmek demektir. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. Salatın ayrıca din ve havra anlamı da bulunmaktadır. Salatın zıddı tevellâdır. Tevellâ süreklilik ifade etmektedir; sürekli karşı çıkmak, ilgisiz ve duyarsız kalmak, köstek olmak, engellemeye çalışmak demektir. Namaz, Farsça bir sözcüktür ve bu sözcük Kur’an’da geçmez. Zekât, arınmak, arındırmak, arınmak temektir. Benliğin her türlü kötülükten arınması, temizlenmesi, arı duru hale gelmesi demektir. (Bkz. 19:13; 18:81; 23:4) “Zekât vermek” terkibinin anlamı, malı yardımda bulunmak değildir. Bir terkip olarak, arınmış, temizlenmiş, arı duru hale gelmiş bir benlikle Allah’ın emirlerine tabi olmak, demektir.19:55. And (he) was ordering/commanding his family/people with the prayers and the charity/purification, and (he) was at his Lord accepted/approved.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kane | ve oldu (İsmail) | وَكَانَ | كون |
| 2 | ye'muru | emreder | يَأْمُرُ | امر |
| 3 | ehlehu | ahalisine/halkına | أَهْلَهُ | اهل |
| 4 | bis-salati | salatı | بِالصَّلَاةِ | صلو |
| 5 | ve zzekati | ve zekâtı | وَالزَّكَاةِ | زكو |
| 6 | ve kane | ve oldu (İsmail) | وَكَانَ | كون |
| 7 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 8 | rabbihi | Rabbi | رَبِّهِ | ربب |
| 9 | merdiyyen | razı olunan | مَرْضِيًّا | رضو |
*İsmâîl.
Ayet 73
Ve yaptık onları emirler200*; doğru yola kılavuzlarlar emrimizle200; ve vahyettik603 onlara faaliyet etmeyi hayırlar/iyilikler; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve oldular bize kulluk46 edenler.
21:73. Onları, buyruklarımızla doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlar yapmayı, salâtı1 ikame etmeyi, zekâtı yapmayı1 vahyettik. Ve onlar yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır21:73. And We made them leaders/examples guiding with Our order/command, and We inspired/transmitted to them making/doing the goodnesses , and keeping up the prayers, and giving/bringing the charity/purification , and they were to Us worshipping.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cealnahum | ve yaptık onları | وَجَعَلْنَاهُمْ | جعل |
| 2 | eimmeten | emirler | أَئِمَّةً | امم |
| 3 | yehdune | doğru yola kılavuzlarlar | يَهْدُونَ | هدي |
| 4 | biemrina | emrimizle | بِأَمْرِنَا | امر |
| 5 | ve evhayna | ve vahyettik | وَأَوْحَيْنَا | وحي |
| 6 | ileyhim | onlara | إِلَيْهِمْ | - |
| 7 | fia'le | faaliyet yapmayı | فِعْلَ | فعل |
| 8 | l-hayrati | hayırlar/iyilikler | الْخَيْرَاتِ | خير |
| 9 | ve ikame | ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar | وَإِقَامَ | قوم |
| 10 | s-salati | salatı | الصَّلَاةِ | صلو |
| 11 | ve ita'e | ve verenler | وَإِيتَاءَ | اتي |
| 12 | z-zekati | zekâtı | الزَّكَاةِ | زكو |
| 13 | ve kanu | ve oldular | وَكَانُوا | كون |
| 14 | lena | bize | لَنَا | - |
| 15 | aabidine | kulluk edenler | عَابِدِينَ | عبد |
*Buyuranlar.
Ayet 41
Kimselerdir (ki) eğer imkan verseydik onlara yerde*; ikame572 ederlerdi salâtı5; ve verirlerdi zekâtı10; ve emrederlerdi marufla291; ve engellerlerdi münkeri82; ve Allah'adır akıbeti892 emirlerin/işlerin.
22:41. Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salâtı ikame ederler1, zekâtı yaparlar1, ma’ruf olanı yapar, münkerden sakındırırlar.2 Bütün işlerin sonucu Allah’a dönecektir.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. 2- “Emr-i b’il-ma’rûf nehy-i ani’l munker,” terkip olarak: İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir. ” Ma’rûf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. “Emr” fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki “Emr-i b’il-ma’rûf terkibine “iyiliği emret” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir.22:41. Those who if We highly positioned/strengthened them in the land/Earth , they stood/kept up the prayers, and gave/brought the charity/purification , and they ordered/commanded with the kindness/known , and they forbid/prevented from the defiance of God and His orders/obscenity , and to God (are) the matters’/affairs’ end/turn (result).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimselerdir | الَّذِينَ | - |
| 2 | in | eğer | إِنْ | - |
| 3 | mekkennahum | imkan verseydik | مَكَّنَّاهُمْ | مكن |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 6 | ekamu | dikerlerdi/ayağa kaldırırlardı | أَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve atevu | ve verirlerdi | وَاتَوُا | اتي |
| 9 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 10 | ve emeru | ve emrederlerdi | وَأَمَرُوا | امر |
| 11 | bil-mea'rufi | evrensel kabullerle/normlarla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 12 | ve nehev | ve engellerlerdi /yasaklarlardı | وَنَهَوْا | نهي |
| 13 | ani | عَنِ | - | |
| 14 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 15 | velillahi | ve Allah'adır | وَلِلَّهِ | - |
| 16 | aakibetu | akıbeti | عَاقِبَةُ | عقب |
| 17 | l-umuri | emirlerin/işlerin | الْأُمُورِ | امر |
*Bulundukları yerde.
Ayet 78
Ve mücadele edin Allah'ta*, gerçek/hak mücadelesi (-yle) O'nun**; O*** (ki) seçti sizleri; ve yapmış değildir üzerinize dinde122 hiçbir güçlük/zorluk; babanız İbrâhîm'in inanç öğretisidir; O*** (ki) önceden isimlendirdi sizleri müslim45 (olarak); ve bunda, olması içindir resûlün418 üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız içindir sizlerin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve sarılın Allah'a; O'dur*** mevlânız68; öyle ki bir muhteşem Mevlâ'dır68; ve bir muhteşem Nasîr'dir69.
22:78. Allah yolunda gerektiği gibi cihad1 edin. O sizi seçti. Dinde size bir zorluk yüklemedi. Bu atanız İbrahim’in milleti2. O, daha önce de şimdi de sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi. Resûl, size tanık olsun, siz de diğer insanlara. Öyleyse salâtı ikame edin, zekâtı yapın3 ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O, sizin mevlanızdır4. Ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.1- Gayret gösterin, çaba harcayın; bütün gücünüzle çalışın. 2- Yolu, sünneti, inanç sistemi, yaşam biçimi. 3- Bkz: 22:41’in dipnotu. 4- Kendisine dayanılan, gözetici, destekleyici, koruyan, sırdaş, yönetici demektir. Veli sözcüğünün eş anlamlısıdır. “El-Mevlâ”, Allah’ın sıfatlarındandır.22:78. And struggle/do (your) utmost His deserved/true struggle , He chose/purified you, and He did not make/put on you in the religion from strain/hardship , your father Abraham’s religion/faith, He named/identified you the Moslems/submitters/surrenderers from before, and in this the Messenger to be a witness/present on you, and you be witnessing/testifying/witnesses/testifiers on the people, so stand/keep up the prayers, and give/bring the charity/ purification , and hold fast/take shelter with/by God, He is your master/ally , so blessed/praised (is) the master/ally , and blessed/praised (is) the victorior/savior .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cahidu | ve mücadele edin | وَجَاهِدُوا | جهد |
| 2 | fi | uğrunda | فِي | - |
| 3 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 4 | hakka | gerçek/hak | حَقَّ | حقق |
| 5 | cihadihi | mücadelesi (-yle) onun | جِهَادِهِ | جهد |
| 6 | huve | O | هُوَ | - |
| 7 | ctebakum | seçti sizi | اجْتَبَاكُمْ | جبي |
| 8 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 9 | ceale | yapmış | جَعَلَ | جعل |
| 10 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 11 | fi | فِي | - | |
| 12 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 13 | min | hiç bir | مِنْ | - |
| 14 | haracin | güçlük/zorluk | حَرَجٍ | حرج |
| 15 | millete | inanç öğretisi | مِلَّةَ | ملل |
| 16 | ebikum | babanız | أَبِيكُمْ | ابو |
| 17 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 18 | huve | O | هُوَ | - |
| 19 | semmakumu | isimlendirdi sizi | سَمَّاكُمُ | سمو |
| 20 | l-muslimine | Müslümanlar | الْمُسْلِمِينَ | سلم |
| 21 | min | مِنْ | - | |
| 22 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 23 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 24 | haza | bunda | هَٰذَا | - |
| 25 | liyekune | olması için | لِيَكُونَ | كون |
| 26 | r-rasulu | resûlün/elçinin | الرَّسُولُ | رسل |
| 27 | şehiden | şahid/tanık | شَهِيدًا | شهد |
| 28 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 29 | ve tekunu | ve olmanız için sizin | وَتَكُونُوا | كون |
| 30 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 31 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 32 | n-nasi | insanlar | النَّاسِ | نوس |
| 33 | feekimu | öyle ki dikin/ayağa kaldırın | فَأَقِيمُوا | قوم |
| 34 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 35 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 36 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 37 | vea'tesimu | ve sarılın | وَاعْتَصِمُوا | عصم |
| 38 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 39 | huve | O'dur | هُوَ | - |
| 40 | mevlakum | mevlânız/sahibiniz | مَوْلَاكُمْ | ولي |
| 41 | fenia'me | öyle ki bir muhteşem | فَنِعْمَ | نعم |
| 42 | l-mevla | mevlâ/sahip | الْمَوْلَىٰ | ولي |
| 43 | ve nia'me | ve bir muhteşem | وَنِعْمَ | نعم |
| 44 | n-nesiru | yardımcı | النَّصِيرُ | نصر |
*Fi edatı içinde demektir. Allah'ın içinde mücadele edin. Evren/evrenler, arş (hiperuzay) Yüce Allah'ın bizzat içindedir. Denizdeki balığın deniz hakkında bir ilimle mücadele etmesi gibi. Deniz hakkında doğruları söylemesi gibi. **Allah'ın.***Allah.****Allah'tır.
Ayet 37
Adamlardır (ki) oyalamaz onları ticaret ve ne de alışveriş zikrinden78 Allah'ın; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; korkarlar bir günden (ki) ters döner onda kalpler ve gözler.
24:37. Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah’ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten1 ve zekâtı yapmaktan1 alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.1- “Salatı ikame etmek, Zekâtı yapmak” terkibi, ibadete layık yegâne ilah olarak Allah’a inanmak; kulluğu, Allah’a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin: 2:151; 3:77; 4:49; 9:103; 19:13; 20:76; 24:21; 35:18; 53:32; 62:2; 80:3; 91:9.) Bkz. 2:43. ayetin dipnotu.24:37. Men commercial trade and nor selling/trading does not distract/divert them from247mentioning/remembering God, and keeping up the prayers and giving/bringing the charity/purification , they fear a day/time the hearts/minds and the eye sight/knowledge turns around in it.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ricalun | adamlar (ki) | رِجَالٌ | رجل |
| 2 | la | لَا | - | |
| 3 | tulhihim | oyalamaz onları | تُلْهِيهِمْ | لهو |
| 4 | ticaratun | ticaret | تِجَارَةٌ | تجر |
| 5 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 6 | bey'un | alışveriş | بَيْعٌ | بيع |
| 7 | an | -den | عَنْ | - |
| 8 | zikri | zikrinden | ذِكْرِ | ذكر |
| 9 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 10 | ve ikami | ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar | وَإِقَامِ | قوم |
| 11 | s-salati | salatı | الصَّلَاةِ | صلو |
| 12 | ve ita'i | ve verenler | وَإِيتَاءِ | اتي |
| 13 | z-zekati | zekâtı | الزَّكَاةِ | زكو |
| 14 | yehafune | korkarlar | يَخَافُونَ | خوف |
| 15 | yevmen | bir günden | يَوْمًا | يوم |
| 16 | tetekallebu | ters döner | تَتَقَلَّبُ | قلب |
| 17 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 18 | l-kulubu | kalpler | الْقُلُوبُ | قلب |
| 19 | vel'ebsaru | ve gözler | وَالْأَبْصَارُ | بصر |
Ayet 56
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin resûle76; belki sizler merhamet829 edilirsiniz.
24:56. Salâtı ikame edin, zekâtı yapın.1 Ve Resûl’e itaat edin. Umulur ki merhamet edilirsiniz.1- Bkz: 22:41. ayetin dipnotu.24:56. And keep up the prayers, and give/bring the charity/purification , and obey the messenger, maybe/perhaps you attain mercy.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | ve etiu | ve itaat edin | وَأَطِيعُوا | طوع |
| 6 | r-rasule | resule/elçiye | الرَّسُولَ | رسل |
| 7 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 8 | turhamune | merhamet edilirsiniz | تُرْحَمُونَ | رحم |
Ayet 3
Kimselerdir (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar (ki) ahirete onlar yakınlaşırlar*.
27:3. Onlar, salâtı ikame ederler, zekâtı yaparlar.1Onlar, ahirete kesin olarak inanırlar.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13.) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.27:3. Those who keep up the prayers and give/bring the charity/purification , and they are with the end (other life), they are sure/certain.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 5 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 6 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 7 | bil-ahirati | ahirete | بِالْاخِرَةِ | اخر |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | yukinune | kesinleşirler/emin olurlar | يُوقِنُونَ | يقن |
*Kesinleşirler, yakınen tanık olurlar.
Ayet 39
Ve verdiğiniz* bir ribadan383 riba383 olması için mallarında* insanların; öyle ki riba383 olmaz** Allah'ın indinde/katında; ve verdiğiniz bir zekâttan10 (ki) arzularsınız Allah'ın yüzünü; öyle ki işte bunlar; onlardır katlananlar***.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve | وَمَآ | - |
| 2 | ateytum | verdiğiniz | ءَاتَيْتُم | اتي |
| 3 | min | مِّن | - | |
| 4 | riben | bir ribadan | رِّبًۭا | ربو |
| 5 | liyerbuve | riba olması için | لِّيَرْبُوَا۟ | ربو |
| 6 | fi | فِىٓ | - | |
| 7 | emvali | mallarda | أَمْوَٰلِ | مول |
| 8 | n-nasi | insanların | ٱلنَّاسِ | نوس |
| 9 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 10 | yerbu | riba olmaz | يَرْبُوا۟ | ربو |
| 11 | inde | indinde/katında | عِندَ | عند |
| 12 | llahi | Allah'ın | ٱللَّهِ ۖ | - |
| 13 | vema | ve | وَمَآ | - |
| 14 | ateytum | verdiğiniz | ءَاتَيْتُم | اتي |
| 15 | min | مِّن | - | |
| 16 | zekatin | bir zekattan | زَكَوٰةٍۢ | زكو |
| 17 | turidune | arzularsınız | تُرِيدُونَ | رود |
| 18 | veche | yüzünü | وَجْهَ | وجه |
| 19 | llahi | Allah'ın | ٱللَّهِ | - |
| 20 | feulaike | öyle ki işte bunlar | فَأُو۟لَـٰٓئِكَ | - |
| 21 | humu | onlar | هُمُ | - |
| 22 | l-mud'ifune | katlanandır | ٱلْمُضْعِفُونَ | ضعف |
*Riba malların artışına neden olmalıdır. Tefeciliktir. On ekmek borç veren geriye 11 ekmek almış ise o 1 ekmek riba olur.
**Yüce Allah'ın katında değersizdir.
***Zekât olarak verilenler Yüce Allah'ın katında kat kat artanlardır.
Ayet 4
Kimseler; ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.
31:4. Onlar, salâtı ikame ederler ve zekâtı yaparlar1. Onlar ahirete kesin olarak iman ederler.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.31:4. Those who keep up/start the prayers and give/bring the charity/purification , and they are with the end (other life) they are sure/certain.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 5 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 6 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 7 | bil-ahirati | ahirete | بِالْاخِرَةِ | اخر |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | yukinune | kesinleşirler/emin olurlar | يُوقِنُونَ | يقن |
Ayet 33
Ve vakarlı olun/oturaklı olun* evlerinizde; ve cazibe sergilemeyin* ilk cahiliye cazibe sergilemesi (gibi); ve ikame edin* salâtı5; ve verin* zekâtı10; ve itaat edin76* Allah'a ve resûlüne700; ancak arzu eder Allah gidermek sizlerden pisliği; beyt/ev32 ahalisi! Ve temizler sizleri bir temizlik (-le).
33:33. Evlerinizde vakarlı olun.1 Cahiliye dönemindeki gösteriş gibi gösteriş yapmayın. Salâtı2 ikame edin, zekâtı2 yapın. Allah’a ve Resûl’üne itaat edin.3 Ey Nebi’nin ailesi! Allah sizden her türlü kirliliği giderip sizi tertemiz kılmak istiyor.1- Yaşam biçiminize özen gösterin. Çevirilerde, “Vakarlı olma” (vekarna) buyruğuna, çoğunlukla “evinizde oturun” diye anlam verilmektedir. Oysaki ayette oturmaktan söz eden herhangi bir ibare bulunmamaktadır. Ayet, evde oturmaktan değil, vakarlı olmaktan söz etmektedir. 2- Bkz. 2:43. ayetin dipnotu. 3- 3:32. ayet dipnotu.33:33. And join/dwell/be respected in your houses/homes, and do not show your beauty/decoration, the first pre-Islamic paganism’s/ignorance’s showing off (of) beauty/decoration, and stand/keep up (F) the prayers, and give/bring the charity/purification, and obey God and His messenger, truly God wants to eliminate/wipe off from you the filth/torture, people (of) the House/Home, and He purifies you purification .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve karne | ve vakarlı olun/oturaklı olun (Nebinin kadınları) | وَقَرْنَ | قرر |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | buyutikunne | evlerinizde | بُيُوتِكُنَّ | بيت |
| 4 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 5 | teberracne | cazibe sergilemeyin (Nebinin kadınları) | تَبَرَّجْنَ | برج |
| 6 | teberruce | cazibe sergilemesi | تَبَرُّجَ | برج |
| 7 | l-cahiliyyeti | cahiliye | الْجَاهِلِيَّةِ | جهل |
| 8 | l-ula | önceki | الْأُولَىٰ | اول |
| 9 | ve ekimne | ve dikin/ayakta tutun (Nebinin kadınları) | وَأَقِمْنَ | قوم |
| 10 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 11 | ve atine | ve verin (Nebinin kadınları) | وَاتِينَ | اتي |
| 12 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 13 | ve etia'ne | ve itaat edin (Nebinin kadınları) | وَأَطِعْنَ | طوع |
| 14 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 15 | ve rasulehu | ve resulüne/elçisine | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 16 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 17 | yuridu | arzu eder | يُرِيدُ | رود |
| 18 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 19 | liyuzhibe | gidermek için | لِيُذْهِبَ | ذهب |
| 20 | ankumu | sizlerden | عَنْكُمُ | - |
| 21 | r-ricse | pisliği | الرِّجْسَ | رجس |
| 22 | ehle | ahalisi | أَهْلَ | اهل |
| 23 | l-beyti | beyt/ev | الْبَيْتِ | بيت |
| 24 | ve yutahhirakum | ve temizler sizleri | وَيُطَهِّرَكُمْ | طهر |
| 25 | tethiran | bir temizlik (-le) | تَطْهِيرًا | طهر |
*Nebinin kadınları.
Ayet 18
Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu (yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile) yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar Rablerinden4 gaybla62*; ve ikame572 ederler salâtı5; ve kim zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.
35:18. Yük taşıyan birisi,1 bir başkasının yükünü taşımaz.1 Yükü ağır olan kimse, bir başkasını yardıma çağırsa, çağırdığı yakını da olsa ona yardım etmez.2 Sen, ancak görmedikleri halde Rabb’ine içtenlikle saygı duyan ve salatı3 ikame edenleri uyarırsın. Her kim arınırsa4 kendisi için arınmış olur. Dönüş Allah’adır.1- Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını taşımaz. 2- Sorumluluk kişiseldir, hiç kimse yakını da olsa başkasının yaptığından sorumlu değildir. Ve hiç kimsenin bir başkasına yardım etmesi; hiç kimsenin başkasının günahını yüklenmesi de mümkün değildir. 3- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 4- Arınma/Tezkiye; kişinin, kendisini şirk, günah, pislik, cehalet, kötü duygu ve düşüncelerden temizlemesidir.35:18. And no sinner/loader/burdener (F) (self) carries/bears/sins (F) another’s sin/load/burden , and if she/it calls (a) burdened/loaded (F) (self) to (remove) her/its weight/load , nothing from it (will) be carried/lifted a thing, and even if it was/is (to) of relations , truly/indeed you warn/give notice (to) those who fear their Lord with the unseen/hidden and they kept up the prayers, and who purifies , so but he purifies to/for him self, and to God (is) the end/destination.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | teziru | üstlenmez/yüklenmez | تَزِرُ | وزر |
| 3 | vaziratun | bir yüklenici | وَازِرَةٌ | وزر |
| 4 | vizra | yükünü | وِزْرَ | وزر |
| 5 | uhra | başkasının | أُخْرَىٰ | اخر |
| 6 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 7 | ted'u | çağırsa | تَدْعُ | دعو |
| 8 | muskaletun | bir ağır yük yüklenen | مُثْقَلَةٌ | ثقل |
| 9 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 10 | himliha | yüklenmeye onu (yükü) | حِمْلِهَا | حمل |
| 11 | la | لَا | - | |
| 12 | yuhmel | yüklenmez | يُحْمَلْ | حمل |
| 13 | minhu | ondan (yükten) | مِنْهُ | - |
| 14 | şey'un | bir şey | شَيْءٌ | شيا |
| 15 | velev | kaldı ki (bile) | وَلَوْ | - |
| 16 | kane | olsa | كَانَ | كون |
| 17 | za | sahibi | ذَا | - |
| 18 | kurba | yakınlık | قُرْبَىٰ | قرب |
| 19 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 20 | tunziru | uyarırsın | تُنْذِرُ | نذر |
| 21 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 22 | yehşevne | haşyet duyarlar/korkarlar | يَخْشَوْنَ | خشي |
| 23 | rabbehum | Rablerinden | رَبَّهُمْ | ربب |
| 24 | bil-gaybi | gaybla/görünmezle/bilinmezle (gözleriyle görmedikleri halde) | بِالْغَيْبِ | غيب |
| 25 | ve ekamu | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 26 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 27 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 28 | tezekka | zekâtlanırsa/arınırsa (verirse zekâtı) | تَزَكَّىٰ | زكو |
| 29 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 30 | yetezekka | zekâtlanmış/arınmış olur (vermiş olur zekâtı) | يَتَزَكَّىٰ | زكو |
| 31 | linefsihi | kendi nefsin için | لِنَفْسِهِ | نفس |
| 32 | ve ila | ve | وَإِلَى | - |
| 33 | llahi | Allah'a doğrudur | اللَّهِ | - |
| 34 | l-mesiru | dönüş yeri | الْمَصِيرُ | صير |
*Gözleriyle görmedikleri halde.
Ayet 13
Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne76; ve Allah haberdardır yaptıklarınızdan.
58:13. Gizli bir şey konuşmadan önce sadaka vermek ağır geldi değil mi? Bunu yapamayınca Allah, size tevbe etti.1. Artık salatı ikame edin, zekâtı yapın2; Allah’a ve Resûl’üne itaat edin.3 Allah yaptıklarınızdan haberdardır.1- Allah sizin hatadan dönüşünüzü kabul etti. 2- Bkz. 2:43. Ayetin dipnotu. 3- Bkz. 3:32. Ayetin dipnotu.58:13. Have you (been) cautious/guarding against that (E) you advance/present between your confidential talk’s/secret conversation’s hand, charities, so if you do not make/do , and God forgave on you, so keep up the prayers, and give/bring the charity/ purification , and obey God and His messenger, and God (is) expert/experienced with what you make/do .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eeşfektum | tasalandınız mı | أَأَشْفَقْتُمْ | شفق |
| 2 | en | ki | أَنْ | - |
| 3 | tukaddimu | takdim edersiniz | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 4 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 5 | yedey | eliniz | يَدَيْ | يدي |
| 6 | necvakum | gizli konuşmanızda | نَجْوَاكُمْ | نجو |
| 7 | sadekatin | sadakalar/harçlar | صَدَقَاتٍ | صدق |
| 8 | feiz | öyle ki o zaman | فَإِذْ | - |
| 9 | lem | asla | لَمْ | - |
| 10 | tef'alu | faaliyete geçemezsiniz | تَفْعَلُوا | فعل |
| 11 | ve tabe | ve tevbe etti/döndü/bağışladı | وَتَابَ | توب |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 14 | feekimu | öyle ki dikin/ayağa kaldırın | فَأَقِيمُوا | قوم |
| 15 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 16 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 17 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 18 | ve etiu | ve itaat edin | وَأَطِيعُوا | طوع |
| 19 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 20 | ve rasulehu | ve resulüne/elçisine | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 21 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 22 | habirun | haberdardır | خَبِيرٌ | خبر |
| 23 | bima | بِمَا | - | |
| 24 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 20
Doğrusu Rabbin4 bilir ki sen dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin171 üçte ikisinden yakınına; ve yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa (da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir geceyi171 ve gündüzü170; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu; öyle ki tevbe33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni Kur'ân’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darbederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler35 Allah yolunda; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan*; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve borç verin123 Allah'a; güzel bir borç123; ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir; bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) hayırlıdır; ve en büyük bir ecirdir820; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | rabbeke | Rabbin | رَبَّكَ | ربب |
| 3 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 4 | enneke | ki sen | أَنَّكَ | - |
| 5 | tekumu | dikelirsin/ayağa kalkarsın | تَقُومُ | قوم |
| 6 | edna | yakınına | أَدْنَىٰ | دنو |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | suluseyi | 2/3’ünden | ثُلُثَيِ | ثلث |
| 9 | l-leyli | gecenin | اللَّيْلِ | ليل |
| 10 | ve nisfehu | ve yarısında onun (gecenin) | وَنِصْفَهُ | نصف |
| 11 | ve sulusehu | ve 1/3’ünde onun (gecenin) | وَثُلُثَهُ | ثلث |
| 12 | ve taifetun | ve bir grup/tayfa | وَطَائِفَةٌ | طوف |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 15 | meake | seninle birlikte | مَعَكَ | - |
| 16 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 17 | yukaddiru | takdir eder/ölçeklendirir | يُقَدِّرُ | قدر |
| 18 | l-leyle | geceyi | اللَّيْلَ | ليل |
| 19 | ve nnehara | ve gündüzü | وَالنَّهَارَ | نهر |
| 20 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 21 | en | ki | أَنْ | - |
| 22 | len | asla | لَنْ | - |
| 23 | tuhsuhu | sayamazsınız/kapsayamazsınızonu | تُحْصُوهُ | حصي |
| 24 | fetabe | öyle ki tevbe etti/döndü | فَتَابَ | توب |
| 25 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 26 | fekra'u | öyle ki okuyun/çalışın | فَاقْرَءُوا | قرا |
| 27 | ma | مَا | - | |
| 28 | teyessera | kolay geleni | تَيَسَّرَ | يسر |
| 29 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 30 | l-kurani | Kur'an- | الْقُرْانِ | قرا |
| 31 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 32 | en | ki | أَنْ | - |
| 33 | seyekunu | olacak | سَيَكُونُ | كون |
| 34 | minkum | içinizden | مِنْكُمْ | - |
| 35 | merda | hastalar | مَرْضَىٰ | مرض |
| 36 | ve aharune | ve başkaları | وَاخَرُونَ | اخر |
| 37 | yedribune | darp ederler/vururlar (ayakları) | يَضْرِبُونَ | ضرب |
| 38 | fi | فِي | - | |
| 39 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 40 | yebtegune | aranırlar/bakınırlar | يَبْتَغُونَ | بغي |
| 41 | min | مِنْ | - | |
| 42 | fedli | fazlından/lütfundan | فَضْلِ | فضل |
| 43 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 44 | ve aharune | ve başkaları | وَاخَرُونَ | اخر |
| 45 | yukatilune | katlederler/savaşırlar | يُقَاتِلُونَ | قتل |
| 46 | fi | فِي | - | |
| 47 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 48 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 49 | fekra'u | öyle ki okuyun/çalışın | فَاقْرَءُوا | قرا |
| 50 | ma | مَا | - | |
| 51 | teyessera | kolay geleni | تَيَسَّرَ | يسر |
| 52 | minhu | ondan (Kur’an’dan) | مِنْهُ | - |
| 53 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 54 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 55 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 56 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 57 | ve ekridu | ve borç verin | وَأَقْرِضُوا | قرض |
| 58 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 59 | kardan | bir borç | قَرْضًا | قرض |
| 60 | hasenen | güzel | حَسَنًا | حسن |
| 61 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 62 | tukaddimu | taktim ettikleriniz/verdikleriniz | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 63 | lienfusikum | kendi nefsiniz içindir | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 64 | min | -dan | مِنْ | - |
| 65 | hayrin | hayır- | خَيْرٍ | خير |
| 66 | teciduhu | bulursunuz onu | تَجِدُوهُ | وجد |
| 67 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 68 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 69 | huve | o (borç) | هُوَ | - |
| 70 | hayran | hayırlıdır | خَيْرًا | خير |
| 71 | ve ea'zeme | ve en büyük | وَأَعْظَمَ | عظم |
| 72 | ecran | bir ecirdir/karşılıktır | أَجْرًا | اجر |
| 73 | vestegfiru | ve mağfiret/bağışlanma dileyin | وَاسْتَغْفِرُوا | غفر |
| 74 | llahe | Allah'tan | اللَّهَ | - |
| 75 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 76 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 77 | gafurun | gafûrdur/bağışlayandır | غَفُورٌ | غفر |
| 78 | rahimun | rahîmdir | رَحِيمٌ | رحم |
*Kur’ân’dan.
Ayet 5
Ve emredilmiş değillerdi dışında kulluk46 etmeleri Allah'a; has kılanlar (olarak) O’na (Allah’a) dini; hanîfler117 (olarak); ve ikame572 etmeleri salâtı5; ve vermeleri zekâtı10; ve işte budur kıyam143 din.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildiler | وَمَا | - |
| 2 | umiru | emredilmişler | أُمِرُوا | امر |
| 3 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 4 | liyea'budu | kulluk etmeleri için | لِيَعْبُدُوا | عبد |
| 5 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 6 | muhlisine | has kılanlar | مُخْلِصِينَ | خلص |
| 7 | lehu | O’na | لَهُ | - |
| 8 | d-dine | dini | الدِّينَ | دين |
| 9 | hunefa'e | hanifler/tek tanrıcılar/monoteistler | حُنَفَاءَ | حنف |
| 10 | ve yukimu | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُوا | قوم |
| 11 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 12 | ve yu'tu | ve verirler | وَيُؤْتُوا | اتي |
| 13 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 14 | ve zalike | ve işte budur | وَذَٰلِكَ | - |
| 15 | dinu | din | دِينُ | دين |
| 16 | l-kayyimeti | doğru/kıyam/dik | الْقَيِّمَةِ | قوم |
Zekât
Kavram Adı:
Zekât
Kavram No: 10
Kısa Açıklama: 10 Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür.
Bu Kavramın Geçtiği Ayet Sayısı: 29
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve rükû 11 edin rükû 11 edenlerle birlikte.
Arapça: 50|2|43|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واركعوا مع الركعين
Türkçe Meal: Ve aldığımız zaman bir mîsâk 281 İsrailoğullarından; kulluk 46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine 130 (de); ve yetimlere 131 (de); ve miskinlere 113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
Arapça: 90|2|83|واذ اخذنا ميثق بني اسريل لا تعبدون الا الله وبالولدين احسانا وذي القربي واليتمي والمسكين وقولوا للناس حسنا واقيموا الصلوه واتوا الزكوه ثم توليتم الا قليلا منكم وانتم معرضون
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ve verin zekâtı 10 ; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
Arapça: 117|2|110|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه وما تقدموا لانفسكم من خير تجدوه عند الله ان الله بما تعملون بصير
Türkçe Meal: Yoktur erdem ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye 14 ; velakin/fakat erdem (-li) kimsedir (ki) iman 47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere 48 ; ve kitaba * ve nebilere 132 ; ve verdi malı (ki) üzerindedir sevgisi onun yakınlık sahiplerine; ve yetimlere; ve miskine; ve yolun oğluna 354 ; ve sual edenlere ** ; ve rakabededir 520 ; ve ikame 572 etti salâtı 5 ; ve verdi zekâtı 10 ; ve yerine getirenlerdir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdir 51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik anında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır muttakiler 17 .
Arapça: 184|2|177|ليس البر ان تولوا وجوهكم قبل المشرق والمغرب ولكن البر من امن بالله واليوم الاخر والمليكه والكتب والنبين واتي المال علي حبه ذوي القربي واليتمي والمسكين وابن السبيل والسايلين وفي الرقاب واقام الصلوه واتي الزكوه والموفون بعهدهم اذا عهدوا والصبرين في الباسا والضرا وحين الباس اوليك الذين صدقوا واوليك هم المتقون
Türkçe Meal: Doğrusu kimseler (ki) iman 47 ettiler; ve yaptılar sâlihât 18 ; ve ikame 572 ettiler salâtı 5 ; ve verdiler zekâtı 10 ; onlaradır ecirleri 820 Rablerinin 4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
Arapça: 284|2|277|ان الذين امنوا وعملوا الصلحت واقاموا الصلوه واتوا الزكوه لهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
Türkçe Meal: Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 "; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet 53 duyar insanlara; haşyet 53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet 53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz 4 ! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası 54 azdır; ve ahiret hayırlıdır kimse için (ki) takvalı 21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim 137 (kadar).
Arapça: 570|4|77|الم تر الي الذين قيل لهم كفوا ايديكم واقيموا الصلوه واتوا الزكوه فلما كتب عليهم القتال اذا فريق منهم يخشون الناس كخشيه الله او اشد خشيه وقالوا ربنا لم كتبت علينا القتال لولا اخرتنا الي اجل قريب قل متع الدنيا قليل والاخره خير لمن اتقي ولا تظلمون فتيلا
Türkçe Meal: Lâkin/fakat onlardan * ilimde 1143 ** kök salanlar ve müminler 27 ; iman 47 ederler sana indirilmişe *** ve senden önce indirilmişe **** ; ve ikame 572 edenlerdir salâtı 5 ; ve verenlerdir zekâtı 10 ; ve iman 47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar; getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir 820 .
Arapça: 655|4|162|لكن الرسخون في العلم منهم والمومنون يومنون بما انزل اليك وما انزل من قبلك والمقيمين الصلوه والموتون الزكوه والمومنون بالله واليوم الاخر اوليك سنوتيهم اجرا عظيما
Türkçe Meal: Ve ant olsun aldı Allah bir mîsâk 281 İsrailoğullarından; ve gönderdik onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğer ikame ettiniz salâtı 5 ; ve verdiniz zekâtı 10 ; ve iman 47 ettiniz resûllerime 418 ; ve desteklediniz onları; ve borç 123 verdiniz Allah'a güzel bir borç 123 ; mutlak kâfirlik 25 ederim * ; ve mutlak sokarım sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim kâfirlik 25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet 128 içinde oldu/saptı dümdüz yoldan 553 .
Arapça: 681|5|12|ولقد اخذ الله ميثق بني اسريل وبعثنا منهم اثني عشر نقيبا وقال الله اني معكم لين اقمتم الصلوه واتيتم الزكوه وامنتم برسلي وعزرتموهم واقرضتم الله قرضا حسنا لاكفرن عنكم سياتكم ولادخلنكم جنت تجري من تحتها الانهر فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضل سوا السبيل
Türkçe Meal: Veliniz 28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür 418 O'nun; ve iman 47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar rükû 11 edenlerdir.
Arapça: 724|5|55|انما وليكم الله ورسوله والذين امنوا الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم ركعون
Türkçe Meal: Ve yaz bizlere bu dünyada bir iyilik/güzellik ve ahirette (de); doğrusu bizler kılavuzlandık sana; dedi (Allah) : "Azabım (ki) isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim 271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki yazarım onu kimselere (ki) takvalı 21 olurlar; ve verirler zekâtı 10 ; ve kimselerdir (ki) onlar ayetlerimize iman 47 ederler.
Arapça: 1110|7|156|واكتب لنا في هذه الدنيا حسنه وفي الاخره انا هدنا اليك قال عذابي اصيب به من اشا ورحمتي وسعت كل شي فساكتبها للذين يتقون ويوتون الزكوه والذين هم بايتنا يومنون
Türkçe Meal: Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar 34 ; öyleyse katledin 35 müşrikleri 36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe 33 ettilerse; ve ikame 572 ettilerse salâtı 5 ; ve verdilerse zekâtı 10 ; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur 20 ; Rahîm'dir 2 .
Arapça: 1240|9|5|فاذا انسلخ الاشهر الحرم فاقتلوا المشركين حيث وجدتموهم وخذوهم واحصروهم واقعدوا لهم كل مرصد فان تابوا واقاموا الصلوه واتوا الزكوه فخلوا سبيلهم ان الله غفور رحيم
Türkçe Meal: Öyle ki eğer tevbe 33 ettilerse; ve ikame 572 ettilerse salâtı 154 ; ve verdilerse zekâtı 10 ; öyle ki kardeşlerdir 753 sizlere dinde * ; ve detaylı açıklarız ayetleri 454 ; bilir bir kavim/toplum için.
Arapça: 1246|9|11|فان تابوا واقاموا الصلوه واتوا الزكوه فاخونكم في الدين ونفصل الايت لقوم يعلمون
Türkçe Meal: Ancak ki imar 755 eder Allah'ın mescitlerini 16 kimse (ki) iman 47 etti Allah'a; ve ahiret gününe; ve ikame 572 etti salâtı 5 ; ve verdi zekâtı 10 ; ve asla haşyet 53 duymaz Allah'ın dışında; öyle ki belki bunlar; ki olurlar muhtedlerden 176 .
Arapça: 1253|9|18|انما يعمر مسجد الله من امن بالله واليوم الاخر واقام الصلوه واتي الزكوه ولم يخش الا الله فعسي اوليك ان يكونوا من المهتدين
Türkçe Meal: Ve mümin 27 erkekler; ve mümin 27 kadınlar * ; onların bir kısmı velileridir 28 bir kısmın; emrederler marufla 291 ve engellerler münkeri 82 ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve itaat ederler Allah'a ve O’nun resûlüne 418 ; işte bunlar, rahmet 271 edecektir onlara Allah; doğrusu Allah bir Azîzdir 37 ; bir Hakîmdir 9 .
Arapça: 1306|9|71|والمومنون والمومنت بعضهم اوليا بعض يامرون بالمعروف وينهون عن المنكر ويقيمون الصلوه ويوتون الزكوه ويطيعون الله ورسوله اوليك سيرحمهم الله ان الله عزيز حكيم
Türkçe Meal: "Ve yaptı * beni ** bir mübarek 139 her nerede olduysam; ve vasiyet etti 973 bana salâtı 5 ve zekâtı 10 ; devam ettiğim (sürece) bir hayata."
Arapça: 2279|19|31|وجعلني مباركا اين ما كنت واوصني بالصلوه والزكوه ما دمت حيا
Türkçe Meal: Ve oldu * emreder 200 ahalisine/halkına salâtı 5 ve zekâtı 10 ; ve oldu * Rabbi 4 indinde/katında razı olunan.
Arapça: 2303|19|55|وكان يامر اهله بالصلوه والزكوه وكان عند ربه مرضيا
Türkçe Meal: Ve yaptık onları emirler 200 * ; doğru yola kılavuzlarlar emrimizle 200 ; ve vahyettik 603 onlara faaliyet etmeyi hayırlar/iyilikler; ve ikame 572 edenlerdir salâtı 5 ; ve verenlerdir zekâtı 10 ; ve oldular bize kulluk 46 edenler.
Arapça: 2554|21|73|وجعلنهم ايمه يهدون بامرنا واوحينا اليهم فعل الخيرت واقام الصلوه وايتا الزكوه وكانوا لنا عبدين
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) eğer imkan verseydik onlara yerde * ; ikame 572 ederlerdi salâtı 5 ; ve verirlerdi zekâtı 10 ; ve emrederlerdi marufla 291 ; ve engellerlerdi münkeri 82 ; ve Allah'adır akıbeti 892 emirlerin/işlerin.
Arapça: 2634|22|41|الذين ان مكنهم في الارض اقاموا الصلوه واتوا الزكوه وامروا بالمعروف ونهوا عن المنكر ولله عقبه الامور
Türkçe Meal: Ve mücadele edin Allah'ta * , gerçek/hak mücadelesi (-yle) O'nun ** ; O *** (ki) seçti sizleri; ve yapmış değildir üzerinize dinde 122 hiçbir güçlük/zorluk; babanız İbrâhîm'in inanç öğretisidir; O *** (ki) önceden isimlendirdi sizleri müslim 45 (olarak); ve bunda, olması içindir resûlün 418 üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız içindir sizlerin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse ikame 572 edin salâtı 5 ve verin zekâtı 10 ; ve sarılın Allah'a; O'dur *** mevlânız 68 ; öyle ki bir muhteşem Mevlâ'dır 68 ; ve bir muhteşem Nasîr'dir 69 .
Arapça: 2671|22|78|وجهدوا في الله حق جهاده هو اجتبيكم وما جعل عليكم في الدين من حرج مله ابيكم ابرهيم هو سميكم المسلمين من قبل وفي هذا ليكون الرسول شهيدا عليكم وتكونوا شهدا علي الناس فاقيموا الصلوه واتوا الزكوه واعتصموا بالله هو موليكم فنعم المولي ونعم النصير
Türkçe Meal: Adamlardır (ki) oyalamaz onları ticaret ve ne de alışveriş zikrinden 78 Allah'ın; ve ikame 572 edenlerdir salâtı 5 ; ve verenlerdir zekâtı 10 ; korkarlar bir günden (ki) ters döner onda kalpler ve gözler.
Arapça: 2826|24|37|رجال لا تلهيهم تجره ولا بيع عن ذكر الله واقام الصلوه وايتا الزكوه يخافون يوما تتقلب فيه القلوب والابصر
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve itaat edin resûle 76 ; belki sizler merhamet 829 edilirsiniz.
Arapça: 2845|24|56|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واطيعوا الرسول لعلكم ترحمون
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar (ki) ahirete onlar yakınlaşırlar * .
Arapça: 3160|27|3|الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم بالاخره هم يوقنون
Türkçe Meal: Ve verdiğiniz * bir ribadan 383 riba 383 olması için mallarında * insanların; öyle ki riba 383 olmaz ** Allah'ın indinde/katında; ve verdiğiniz bir zekâttan 10 (ki) arzularsınız Allah'ın yüzünü; öyle ki işte bunlar; onlardır katlananlar *** .
Arapça: 3446|30|39|وما اتيتم من ربا ليربوا في امول الناس فلا يربوا عند الله وما اتيتم من زكوه تريدون وجه الله فاوليك هم المضعفون
Türkçe Meal: Kimselere (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar; ahirete (ki) onlar yakınlaşırlar * .
Arapça: 3471|31|4|الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم بالاخره هم يوقنون
Türkçe Meal: Ve vakarlı olun/oturaklı olun * evlerinizde; ve cazibe sergilemeyin * ilk cahiliye cazibe sergilemesi (gibi); ve ikame edin * salâtı 5 ; ve verin * zekâtı 10 ; ve itaat edin 76 * Allah'a ve resûlüne 700 ; ancak arzu eder Allah gidermek sizlerden pisliği; beyt/ev 32 ahalisi! Ve temizler sizleri bir temizlik (-le).
Arapça: 3564|33|33|وقرن في بيوتكن ولا تبرجن تبرج الجهليه الاولي واقمن الصلوه واتين الزكوه واطعن الله ورسوله انما يريد الله ليذهب عنكم الرجس اهل البيت ويطهركم تطهيرا
Türkçe Meal: Ve yüklenmez * bir yüklenici öteki bir yükü; ve eğer çağırsa * bir yüklendirilmiş kendi yüküne doğru; yüklendirilmez ** ondan *** bir şey; velev/şayet olduysa (bile) yakınlık sahibi; ancak ki uyarırsın kimseleri (ki) haşyet 53 duyarlar Rablerine 4 gaybla 62 **** ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve kim zekâtlanırsa 10 ; öyle ki ancak zekâtlanmış 10 olur kendi nefsine 201 ; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.
Arapça: 3676|35|18|ولا تزر وازره وزر اخري وان تدع مثقله الي حملها لا يحمل منه شي ولو كان ذا قربي انما تنذر الذين يخشون ربهم بالغيب واقاموا الصلوه ومن تزكي فانما يتزكي لنفسه والي الله المصير
Türkçe Meal: Tasalandınız * mı ki takdim edersiniz (iki) eli arasında fısıldaşmanızın sadakalar 95 öyle ki hiç faaliyete geçemediğiniz zaman?; ve tevbe 33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne 76 ; ve Allah bir Habîr'dir 466 yaptıklarınıza.
Arapça: 5115|58|13|اشفقتم ان تقدموا بين يدي نجويكم صدقت فاذ لم تفعلوا وتاب الله عليكم فاقيموا الصلوه واتوا الزكوه واطيعوا الله ورسوله والله خبير بما تعملون
Türkçe Meal: Doğrusu Rabbin 4 bilir ki sen dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin 171 üçte ikisinden yakınına; ve yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa (da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir geceyi 171 ve gündüzü 170 ; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu; öyle ki tevbe 33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni Kur'ân’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darbederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler 35 Allah yolunda; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan * ; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve borç verin 123 Allah'a; güzel bir borç 123 ; ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir; bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) hayırlıdır; ve en büyük bir ecirdir 820 ; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu Allah Gafûr'dur 20 ; Rahîm'dir 2 .
Arapça: 5493|73|20|ان ربك يعلم انك تقوم ادني من ثلثي اليل ونصفه وثلثه وطايفه من الذين معك والله يقدر اليل والنهار علم ان لن تحصوه فتاب عليكم فاقروا ما تيسر من القران علم ان سيكون منكم مرضي واخرون يضربون في الارض يبتغون من فضل الله واخرون يقتلون في سبيل الله فاقروا ما تيسر منه واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واقرضوا الله قرضا حسنا وما تقدموا لانفسكم من خير تجدوه عند الله هو خيرا واعظم اجرا واستغفروا الله ان الله غفور رحيم
Türkçe Meal: Ve emredilmiş değillerdi dışında kulluk 46 etmeleri Allah'a; has kılanlar (olarak) O’na (Allah’a) dini; hanîfler 117 (olarak); ve ikame 572 etmeleri salâtı 5 ; ve vermeleri zekâtı 10 ; ve işte budur kıyam 143 din.
Arapça: 6133|98|5|وما امروا الا ليعبدوا الله مخلصين له الدين حنفا ويقيموا الصلوه ويوتوا الزكوه وذلك دين القيمه