Bakara Suresi - Ayet 3
Türkçe Meal: Kimselerdir * (ki) iman 47 ederler gayba 62 ** ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve rızıklandırdığımızdan onları infak 6 ederler.
Arapça: 10|2|3|الذين يومنون بالغيب ويقيمون الصلوه ومما رزقنهم ينفقون
Arama Operatörleri:
Ayet 3
Kimselerdir* (ki) iman47 ederler gayba62**; ve ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.
2:3. Onlar; gayba1 inanırlar, salâtı ikame ederler2 ve verdiğimiz rızıktan infak3 ederler.1- Ebedi hayata dair verilen bilgiler. Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler. 2- İbadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanarak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelirler. Salat, ritüel salat (namaz) anlamının yanı sıra Allah’a yönelmek, dua, destek, dayanışma, yardım, yakından ilgi duyma ve din anlamına gelmektedir. “Salât” sözcüğüne, yalnızca “namaz” olarak anlam verilmesini doğru değildir. Kur’an’da namaz sözcüğü yoktur. Namaz, Farsça bir sözcüktür. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. 3- İhtiyacı olanlara karşılıksız yardım etmek.2:3. Those who believe with the unseen/hidden and they keep up/call for the prayers and from what We provided for them they spend.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 3 | bil-gaybi | gayba/görünmeyene/gizliye | بِالْغَيْبِ | غيب |
| 4 | ve yukimune | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُونَ | قوم |
| 5 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 6 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 7 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 8 | yunfikune | infak ederler/harcarlar | يُنْفِقُونَ | نفق |
*Takva sahipleri.**Rablerini gözleriyle göremeseler de O'nun tecelli etmiş olan isimlerine/sıfatlarına tanık/şahit olarak iman ederler/emin olurlar.
Ayet 43
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.
2:43. Salâtı ikame edin, zekâtı yapın.1 Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin.21- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğü “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir.” 2- Allah’a bağlılığı ortaya koyanlarla, buyruklarına içtenlikle tabi olanlarla birlikte olun.2:43. And keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification and bow with the bowing.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | verkeu | ve rükû edin | وَارْكَعُوا | ركع |
| 6 | mea | birlikte | مَعَ | - |
| 7 | r-rakiiyne | rükû edenlerle | الرَّاكِعِينَ | ركع |
‘rkeu’ kelimesi kökü (ركع) reverans/selam ya da teşekkür anlamına eğilme ya da diz kırma biçiminde yapılan hareket (bow), diz çökmek (kneel), teslim olmak/kabullenmek (submit), dize gelmek (surrender), olup namazda başı ve omurgayı eğmek (rüku etmek) (bow in pray), alçakgönüllülük ve kibirden yoksun olmayı belirtmek için başı eğmek (ibadette veya başka durumlarda) (to denote humility and self-abasement either in worship or in other cases.), yaşlanmaya bağlı başın eğilmesi (he lowered his head and he (an old man) bowed himself, or bent himself, or became bowed or bent, by reason of age), yorgun devenin başını eğmesi, hurma ağacının eğilmesi, zengin birisinin daha sonradan fakirleşmesi sonrası önceki yeterliliğini, durumunun azalması, alçalması) anlamındadır. Lane's Lexicon, page 1153 (of 3039)
Ayet 83
Ve aldığımız zaman bir mîsâk281 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de); ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
2:83. Hani! Bir zaman İsrailoğulları’ndan, Allah’tan başkasına kulluk etmeyin; anne ve babaya, öksüzlere, düşkünlere iyilik yapın; insanlara iyi söz söyleyin, “salatı ikame edin, zekâtı yapın1”, diye kesin söz almıştık. Sonra, içinizden pek azınız hariç sözünüzden döndünüz. Ve sizler, döneklik yapanlarsınız.1- Bkz: 2:43’ün dipnotu.2:83. And when We took Israel’s sons’ and daughters’ promise/covenant, "Do not worship except God, and with the parents a goodness and of the relations/near , and the orphans and the poorest of the poor/poor oppressed , and say to the people goodness, and keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification." Then you turned away except (a) few from you and you are objecting/opposing .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misaka | bir sözleşme/misak | مِيثَاقَ | وثق |
| 4 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 5 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | tea'budune | kulluk etmeyesiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
| 8 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ve bil-valideyni | ve ana babayla | وَبِالْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 11 | ihsanen | bir güzellik | إِحْسَانًا | حسن |
| 12 | ve zi | ve sahibine (de) | وَذِي | - |
| 13 | l-kurba | yakınlık | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 14 | velyetama | ve yetimlere (de) | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 15 | velmesakini | ve miskinlere/açlık sınırında yaşayanlara (da) | وَالْمَسَاكِينِ | سكن |
| 16 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 17 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 18 | husnen | güzelliği | حُسْنًا | حسن |
| 19 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 20 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 21 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 22 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 23 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 24 | tevelleytum | döndünüz | تَوَلَّيْتُمْ | ولي |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | kalilen | bir az | قَلِيلًا | قلل |
| 27 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 28 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 29 | mua'ridune | direnç gösterenlersiniz /karşı çıkanlarsınız | مُعْرِضُونَ | عرض |
Ayet 110
Ve ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
2:110. Salâtı ikâme edin ve zekâtı yapın.1 Kendiniz için her ne iyilik yaparsanız onu Allah katında bulacaksınız. Kuşkusuz Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.1- Bkz. 2: 43.2:110. And keep up the prayers and give the charity/purification and what you advance to yourselves from goodness, you find it at God, that God (is) with what you make/do seeing/understanding .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 6 | tukaddimu | önceden gönderdiklerinizi | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 7 | lienfusikum | nefisleriniz için | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 10 | teciduhu | bulursunuz onu | تَجِدُوهُ | وجد |
| 11 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | bima | بِمَا | - | |
| 16 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 17 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Ayet 177
Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba* ve nebilere132; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır takva sahipleri21.
2:177. Yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz birr1 değildir. Ama birr: Allah’a, Ahiret Günü’ne, meleklere, kitaplara ve nebilere iman etmek; malını sevdiği halde onu yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yol oğluna2, yardım isteyenlere, rikâb olanlara3 vermek; “salâtı ikame etmek, zekât yapmak4”, söz verdiği zaman sözünü yerine getirmek, sıkıntıda, zorlukta ve felakete uğrama durumunda sabretmektir. İşte bunlar, sadık olanlardır. Ve işte bunlar, takva sahibi olanlardır.1- İyi olan her şey, bütün iyilikler, bağış, doğruluk, adalet, gerçeklik, erdem, gönül. 1- “İbnu’s-sebili,” deyim olarak “yol oğlu” demektir. Bu deyime, “yolda kalanlar” anlamı verilmesi doğru değildir. Zira sebil, karayolu anlamında “yol” demek değildir. Sebil, bir konuda seçim yapmak anlamında “iki yol” dan birini seçmek yani “tercih edilen yol” demektir. Hakk veya Batıl yoldan birini tercih etmektir. Bu deyimin anlamı “yolda kalanlar” değil, büyün varlığı ile “Allah yolunda” çalışma yolunu tercih etmiş ve bundan dolayı yardıma muhtaç duruma düşmüş olanlar anlamındadır. Ayrıca yaptığı bir şeyi imkânsızlık nedeni yarım kalmış kimselere de denmektedir. 3- Boyunduruk altında bulunan ve özgürlüğüne kavuşmak isteyen kimse. Rekâbe, boyun demektir; özgürlüğü kısıtlı olan kimseler için kullanılmaktadır. Sözcük anlamı olarak; gözetlenmek, gözetlemek, korumak, korunmak anlamlarına gelmektedir.2:177. The righteousness/obedience is not that you turn your faces/fronts facing the sunrise/east, and the sunset/west, and but the righteousness/obedience (is) who believed with God, and the Day the Last/Resurrection Day, and the angels and The Book , and the prophets, and brought/gave the property/possession/wealth on his love/like (to it), (to) of the relations/near (ones), and the orphans, and the poorest of the poor/poor oppressed, and the traveler/stranded traveler , and the askers/beggars , and in the necks’/slaves’ (freeing) , and kept up/performed the prayers, and gave/brought the charity/purification , and the fulfilling with the promise/contract if they promised/made a contract, and the patient in the misery/hardship and the calamity/disastrous distress , and (during the) time of the war/hardship ,those are who were truthful, and those, those are the fearing and obeying (God).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | değildir | لَيْسَ | ليس |
| 2 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tuvellu | çevirirsiniz | تُوَلُّوا | ولي |
| 5 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 6 | kibele | kıbleye/yönüne | قِبَلَ | قبل |
| 7 | l-meşriki | doğu | الْمَشْرِقِ | شرق |
| 8 | velmegribi | ve batı | وَالْمَغْرِبِ | غرب |
| 9 | velakinne | fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 10 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 11 | men | kimsededir | مَنْ | - |
| 12 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 13 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 14 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 15 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 16 | velmelaiketi | ve meleklere | وَالْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 17 | velkitabi | ve kitaba (Kur’an’a) | وَالْكِتَابِ | كتب |
| 18 | ve nnebiyyine | ve nebilere/peygamberlere | وَالنَّبِيِّينَ | نبا |
| 19 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 20 | l-male | malını | الْمَالَ | مول |
| 21 | ala | üzerindedir | عَلَىٰ | - |
| 22 | hubbihi | sevgisi | حُبِّهِ | حبب |
| 23 | zevi | olanlara | ذَوِي | - |
| 24 | l-kurba | yakında | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 25 | velyetama | ve yetimlere | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 26 | velmesakine | ve açlık sınırında yaşayanlara | وَالْمَسَاكِينَ | سكن |
| 27 | vebne | ve oğluna | وَابْنَ | بني |
| 28 | s-sebili | yolun | السَّبِيلِ | سبل |
| 29 | ve ssailine | ve isteyenlere/talep edenlere | وَالسَّائِلِينَ | سال |
| 30 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 31 | r-rikabi | boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir) | الرِّقَابِ | رقب |
| 32 | ve ekame | ve dikti/ayağa kaldırdı | وَأَقَامَ | قوم |
| 33 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 34 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 35 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 36 | velmufune | ve yerine getirenler | وَالْمُوفُونَ | وفي |
| 37 | biahdihim | antlaşmalarını | بِعَهْدِهِمْ | عهد |
| 38 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 39 | aahedu | antlaştıkları | عَاهَدُوا | عهد |
| 40 | ve ssabirine | ve sabrederler/metanetli direnirler | وَالصَّابِرِينَ | صبر |
| 41 | fi | فِي | - | |
| 42 | l-be'sa'i | sefalette/sıkıntıda | الْبَأْسَاءِ | باس |
| 43 | ve dderra'i | ve başı darda/bunalımda | وَالضَّرَّاءِ | ضرر |
| 44 | ve hine | ve zamanında | وَحِينَ | حين |
| 45 | l-be'si | seferberlik | الْبَأْسِ | باس |
| 46 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 47 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 48 | sadeku | doğrular | صَدَقُوا | صدق |
| 49 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 50 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 51 | l-muttekune | muttakiler | الْمُتَّقُونَ | وقي |
*Kur'ân'a.
Ayet 277
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve verdiler zekâtı10; onlaradır ecirleri820 Rablerinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
2:277. İman edip, sâlihâtı yapanların1, salâtı ikame edenlerin ve zekâtı yapanların2 ödülleri kuşkusuz Rabb’lerinin yanındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.1- Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Bu sözcüğün karşıtı “seyyiat” yani kötülük sözcüğüdür. Salihat, kötülüğe karşı mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir. 2- Bkz. 2:43. ayetin dipnotu.2:277. That those who believed and made/did the correct/righteous deeds, and kept up/performed the prayers, and gave/brought the charity/purification , for them at their Lord (is) their reward/wage , and no fear/fright on them and nor they be sad/grieving.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 5 | s-salihati | sâlihât | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 6 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve atevu | ve verdiler | وَاتَوُا | اتي |
| 9 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 10 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 11 | ecruhum | ecirleri/karşılıkları | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 12 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 13 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 14 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 15 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 16 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 17 | ve la | وَلَا | - | |
| 18 | hum | ve onlar | هُمْ | - |
| 19 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 77
Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10"; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim137 (kadar).
4:77. Kendilerine, ellerinizi çekin1, salâtı ikâme edin, zekâtı yapın2 denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca3, içlerinden bir kısmı Allah’ın haşyeti gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet4 duyarlar. Ve “Ey Rabb’imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?” dediler. De ki: “Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır.” Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık edilmez.1- Kimseye dokunmayın. 2 - Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. 3- Gerekli görülünce, zorunlu kılınınca. 4- Derin saygı ve içten sevgi besleyerek; onları Allah’tan üstün ve yüce görürler. Bu sözcüğe korkma anlamı vermek doğru değildir. Sözcük, “huşu” (içtenlik) samimiyet anlamındadır.4:77. Did you not see to those who were said to them: "Prevent/stop your hands and keep up the prayers, and give the charity." So when the fighting/killing was written/decreed on them, then a group from them fear the people, as God’s fear, or stronger fear, and they said: "Our Lord, for what (did) You write/decree on us the fighting/killing, if only You delayed us to (a) near term/time." Say: "The present world’s enjoyment (is) little, and the end (other life) (is) best to who feared and obeyed, and you do (will) not be caused injustice to/oppressed (as little as) a cleft in a seed ."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 5 | kile | denildi | قِيلَ | قول |
| 6 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 7 | kuffu | çekin | كُفُّوا | كفف |
| 8 | eydiyekum | ellerinizi | أَيْدِيَكُمْ | يدي |
| 9 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 10 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 11 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 12 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 13 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 14 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 15 | aleyhimu | onlara | عَلَيْهِمُ | - |
| 16 | l-kitalu | savaş | الْقِتَالُ | قتل |
| 17 | iza | o zaman | إِذَا | - |
| 18 | ferikun | bir fırka/bir grup | فَرِيقٌ | فرق |
| 19 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 20 | yehşevne | haşyet duyar/derin saygı duyar | يَخْشَوْنَ | خشي |
| 21 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 22 | kehaşyeti | haşyet duyar/derin saygı duyar gibi | كَخَشْيَةِ | خشي |
| 23 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 24 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 25 | eşedde | daha şiddetli | أَشَدَّ | شدد |
| 26 | haşyeten | bir haşyet duyma/derin saygı duyma | خَشْيَةً | خشي |
| 27 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 28 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 29 | lime | niçin | لِمَ | - |
| 30 | ketebte | yazdın | كَتَبْتَ | كتب |
| 31 | aleyna | bize | عَلَيْنَا | - |
| 32 | l-kitale | savaş | الْقِتَالَ | قتل |
| 33 | levla | keşke | لَوْلَا | - |
| 34 | ehhartena | tehir etseydin/erteleseydin bizi | أَخَّرْتَنَا | اخر |
| 35 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 36 | ecelin | bir ecele/bir süreye | أَجَلٍ | اجل |
| 37 | karibin | yakın | قَرِيبٍ | قرب |
| 38 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 39 | metau | metası/yararlanması | مَتَاعُ | متع |
| 40 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 41 | kalilun | azdır | قَلِيلٌ | قلل |
| 42 | vel'ahiratu | ve ahiret | وَالْاخِرَةُ | اخر |
| 43 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 44 | limeni | kimse için | لِمَنِ | - |
| 45 | tteka | takvalı oldu/sakındı | اتَّقَىٰ | وقي |
| 46 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 47 | tuzlemune | zulmedilmez sizlere | تُظْلَمُونَ | ظلم |
| 48 | fetilen | bir fitil/bir sicim (kadar) | فَتِيلًا | فتل |
Ayet 102
Ve olduğun zaman onların içinde; öyle ki ikame572 et onlara salâtı5; öyle ki doğrulsun/dikelsin/ayağa kalksın bir tayfa/bir bölük onlardan seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar silahlarını; öyle ki secde12 ettikleri zaman; öyle ki olsunlar onlar sizlerin arkasından/ötesinden; gelsin diğer bir tayfa/bir bölük; asla salla13 etmeyen; öyle ki salla13 etsinler seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar savunma tedbirlerini ve silahlarını; isterler kâfirlik25 etmiş kimseler keşke gaflet/aymazlık içinde olsanız silahlarınızdan ve metalarınızdan/eşyalarınızdan; öyle ki meyletseler üzerinize tek bir meyille; ve yoktur bir günah sizlere; eğer oldu sizlerle bir eziyet yağmurdan ya da oldunuz marazlılar/hastalar ki bırakın/koyun silahlarınızı; ve tutun/alın savunma tedbirlerinizi; doğrusu Allah hazırladı kâfirler25 için yıpratan/çöktüren bir azap.
4:102. Sen de içlerinde bulunup; onlara salâtı ikame1 ettirdiğin zaman, onların bir kısmı seninle beraber salâta2 dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar, secde edince, arkanıza geçsinler. Sonra, salat etmemiş olan diğer kısım gelsin, seninle beraber salâtı ikame etsin. Önlemlerini ve silahlarını da alsınlar. Kafirler, silahlarınızdan ve eşyalarınızdan uzak kalmanızı arzu ederler ki, size aniden baskın düzenlesinler.3 Eğer yağmurdan dolayı bir eziyet görürseniz veya hasta olursanız, önlemlerinizi alarak silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Kuşkusuz, Allah Kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.41- Namazı kıldığınız. 2- Namaza. 3- Burada doğrudan bir çarpışma anından değil, savaş hazırlığı sürecinden, savaş alanına doğru seferde olma durumundan söz edilmektedir. Ki bu süreç günler, haftalar almaktaydı. 4- Ayetin ana mesajı, namazın önemidir. Ayetten de anlaşılacağı üzere, savaş koşulları da dâhil, namaz hiçbir koşulda terk edilmeyecek kadar önemli bir kulluktur.4:102. And if you were in them, so you started for them the prayer, so a group from them should stand with you, and they should take their weapons/arms, so if they prostrated, so they be from behind you, and another group should come (that) they did not pray, so they pray (E) with you, and they should take their caution, and their weapons/arms; those who disbelieved, wished if you ignore/neglect your weapons/arms, and your belongings/effects/goods, so they lean on you one bend, and no offense/guilt (is) on you if mild harm was with you from rain or you were sick/diseased, that you lay your weapons/arms, and take your caution, that God prepared to the disbelievers a degrading/humiliating torture.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kunte | olduğun | كُنْتَ | كون |
| 3 | fihim | onların içinde | فِيهِمْ | - |
| 4 | fe ekamte | öyle ki doğrult/dikelt/ayağa kaldır | فَأَقَمْتَ | قوم |
| 5 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 6 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 7 | feltekum | öyle ki doğrulsun/dikelsin/ayağa kalksın | فَلْتَقُمْ | قوم |
| 8 | taifetun | bir tayfa/bir bölük | طَائِفَةٌ | طوف |
| 9 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 10 | meake | seninle birlikte | مَعَكَ | - |
| 11 | velye'huzu | ve tutsunlar/alsınlar | وَلْيَأْخُذُوا | اخذ |
| 12 | eslihatehum | silahlarını | أَسْلِحَتَهُمْ | سلح |
| 13 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 14 | secedu | secde ettikleri | سَجَدُوا | سجد |
| 15 | felyekunu | öyle ki olsunlar onlar | فَلْيَكُونُوا | كون |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | veraikum | sizlerin arkasından | وَرَائِكُمْ | وري |
| 18 | velte'ti | gelsin | وَلْتَأْتِ | اتي |
| 19 | taifetun | bir tayfa/bir bölük | طَائِفَةٌ | طوف |
| 20 | uhra | diğer | أُخْرَىٰ | اخر |
| 21 | lem | asla | لَمْ | - |
| 22 | yusallu | salla etmeyen | يُصَلُّوا | صلو |
| 23 | fe lyusallu | öyle ki salla etsinler | فَلْيُصَلُّوا | صلو |
| 24 | meake | seninle birlikte | مَعَكَ | - |
| 25 | velye'huzu | ve tutsunlar/alsınlar | وَلْيَأْخُذُوا | اخذ |
| 26 | hizrahum | savunma tedbirlerini | حِذْرَهُمْ | حذر |
| 27 | ve eslihatehum | ve silahlarını | وَأَسْلِحَتَهُمْ | سلح |
| 28 | vedde | isterler | وَدَّ | ودد |
| 29 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 30 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 31 | lev | keşke | لَوْ | - |
| 32 | tegfulune | gaflet içinde olsanız | تَغْفُلُونَ | غفل |
| 33 | an | عَنْ | - | |
| 34 | eslihatikum | silahlarınızdan | أَسْلِحَتِكُمْ | سلح |
| 35 | ve emtiatikum | ve metalarınızdan/eşyalarınızdan | وَأَمْتِعَتِكُمْ | متع |
| 36 | feyemilune | öyle ki meyletseler | فَيَمِيلُونَ | ميل |
| 37 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 38 | meyleten | bir meyille | مَيْلَةً | ميل |
| 39 | vahideten | tek | وَاحِدَةً | وحد |
| 40 | vela | ve yoktur | وَلَا | - |
| 41 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 42 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 43 | in | eğer | إِنْ | - |
| 44 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 45 | bikum | sizlerle | بِكُمْ | - |
| 46 | ezen | bir eziyet | أَذًى | اذي |
| 47 | min | مِنْ | - | |
| 48 | metarin | yağmurdan | مَطَرٍ | مطر |
| 49 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 50 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 51 | merda | marazlılar/hastalar | مَرْضَىٰ | مرض |
| 52 | en | ki | أَنْ | - |
| 53 | tedeu | bırakın/koyun | تَضَعُوا | وضع |
| 54 | eslihatekum | silahlarınızı | أَسْلِحَتَكُمْ | سلح |
| 55 | vehuzu | ve tutun/alın | وَخُذُوا | اخذ |
| 56 | hizrakum | savunma tedbirlerinizi | حِذْرَكُمْ | حذر |
| 57 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 58 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 59 | eadde | hazırladı | أَعَدَّ | عدد |
| 60 | lilkafirine | kâfirler için | لِلْكَافِرِينَ | كفر |
| 61 | azaben | bir azap | عَذَابًا | عذب |
| 62 | muhinen | utanç verici | مُهِينًا | هون |
Ayet 103
Öyle ki, tamamladığınız zaman salâtı5; öyle ki zikredin/hatırlayın Allah'ı kıyam143 halindeler (olarak) ve oturan (olarak) ve yanlarınız üzerine (yatar halde); öyle ki sakinleştiğiniz zaman; öyle ki ikame572 edin salâtı5; doğrusu salât5 oldu müminler27 üzerine vakitli* bir kitap**.
4:103. Salâtı ikame ettikten1 sonra ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde Allah’ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman, salâtı gereği gibi ikame edin. Kuşkusuz salât, belirlenmiş vakitlerde2 Mü’minler üzerine yazılmıştır.31- Namazı kıldıktan. 2- Kur’an’da geçen namaz vakitleri üçtür: Sabah, akşam ve gece. Bir de cuma günü, cuma namazı. Ancak isteyen, kendisine özgü olarak bu vakitlerin dışında da istediği zamanlarda ve istediği kadar namaz kılabilir. 3- Farz kılındı. Zorunlu kılındı. Takdir edildi, belirlendi.4:103. So if you (P) accomplished the prayers, so mention/remember God standing, and sitting, and on your sides, so if you became secured, so keep up the prayers, that the prayers was/is on the believers decreed (at) appointed times . (NOTE: THE SIGNIFICANCE OF PRAYERS, ITS TIMES, AND THE IMPORTANCE OF REPEATEDLY MENTIONING GOD THROUGHOUT THE DAY IN THE PRECEDING VERSE)
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | kadeytumu | tamamladınız | قَضَيْتُمُ | قضي |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | fezkuru | öyle ki zikredin/hatırlayın | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 5 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 6 | kiyamen | kıyam halindeler/dikelmişler/doğrulmuşlar/ayaktalar (olarak) | قِيَامًا | قوم |
| 7 | ve kuuden | ve oturan (olarak) | وَقُعُودًا | قعد |
| 8 | ve ala | ve üzerine | وَعَلَىٰ | - |
| 9 | cunubikum | yanlarınız (yatar durumda) | جُنُوبِكُمْ | جنب |
| 10 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 11 | tme'nentum | sakinleştiğiniz | اطْمَأْنَنْتُمْ | طمن |
| 12 | feekimu | öyle ki doğrultun/dikleştirin/ayağa kaldırın | فَأَقِيمُوا | قوم |
| 13 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 14 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 15 | s-salate | salat | الصَّلَاةَ | صلو |
| 16 | kanet | oldu | كَانَتْ | كون |
| 17 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 18 | l-mu'minine | müminler | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
| 19 | kitaben | bir kitap | كِتَابًا | كتب |
| 20 | mevkuten | vakitli | مَوْقُوتًا | وقت |
*Vakitli (sabah ve akşam) salat ve haftalık salat sadece müminlerin yapacağı bir iştir.**Yazgı, kitap, üzerinde bilgiler olan yazılı şey.
Ayet 162
Lâkin/fakat onlardan* ilimde1143** kök salanlar ve müminler27; iman47 ederler sana indirilmişe*** ve senden önce indirilmişe****; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve iman47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar; getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir820.
4:162. Ancak, onlardan ilimde derinleşmiş1 olanlar ve Mü’minler, sana ve senden önce indirilene inanırlar. Salâtı ikame edenler, zekâtı yapanlar2, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenler; işte onlara büyük bir ödül vereceğiz.1- Gerçeği idrak etmiş olanlar. Gerçeğin vahiy olduğuna inananlar. Kur’an’da yer alan ilim ve âlim sözcükleri; Allah’ın, nasıl bir Allah olduğunu; yüceliğini, üstünlüğünü ve gücünü idrak etmek, ayırdına varmak; kesin, doğru ve gerçek bilgi kaynağının vahiy olduğuna inanmak, tevhidi bilince sahip olmak; gerçeği görmenin, bilmenin ve kavramanın bilincinde olmak demektir. Bu nedenle, Kur’an’da yer alan her âlim sözcüğüne “bilgin”, ilim sözcüğüne de “bilgi” anlamı vermek kesinlikle doğru değildir. 2- Bkz: 2:43 Nolu ayetin dipnotu.4:162. But the affirmed in the knowledge from them, and the believers, they believe with what was descended to you, and what was descended from before you, and the keeping up (of) the prayers, and the giving the charity , and the believing with God, and the Day the Last/Resurrection Day, those, We will give/bring them a great reward .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lakini | fakat | لَٰكِنِ | - |
| 2 | r-rasihune | kök salanlar | الرَّاسِخُونَ | رسخ |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | l-ilmi | ilimde | الْعِلْمِ | علم |
| 5 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 6 | velmu'minune | ve müminler | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 7 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 8 | bima | بِمَا | - | |
| 9 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 10 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 11 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 12 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | kablike | senden önce | قَبْلِكَ | قبل |
| 15 | velmukimine | ve dikenlerdir/ayağa kaldıranlardır | وَالْمُقِيمِينَ | قوم |
| 16 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 17 | velmu'tune | ve verenlerdir | وَالْمُؤْتُونَ | اتي |
| 18 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 19 | velmu'minune | ve iman edenlerdir | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 20 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 21 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 22 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 23 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 24 | senu'tihim | getireceğiz/vereceğiz onlara | سَنُؤْتِيهِمْ | اتي |
| 25 | ecran | bir ecir/karşılık | أَجْرًا | اجر |
| 26 | azimen | büyük | عَظِيمًا | عظم |
*Kitap ehlinden.**Bir ilim içinde olanlar.***Kur'an'a.****Tevrât ve İncîl.
Ayet 55
Veliniz28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür418 O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar rükû11 edenlerdir.
5:55. Sizin veliniz; ancak Allah, O’nun Resûlü ve “salatı ikame edip rukû halinde zekât yapan”1 mü’minlerdir.1- Bu cümleye, literal/lafzi olarak diğer çevirilerde, “namaz kılan, zekât veren ve rukû eden” şeklinde verilen anlam doğru değildir. Oysaki ayette, sözcük anlamı itibariyle “salatı ikame edip rukû halinde zekât yapan” demek olan bu terkip; Şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmek, O’na kulluk etmek ve bunu, Allah’a bağlılığı ortaya koyarak, buyruklarına içtenlikle teslim olarak; arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak demektir.5:55. But your guardian/patron/ally (is) God, and His messenger; and those who believed they keep up the prayers, and they give the charity , and they are bowing .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | veliyyukumu | sizin veliniz | وَلِيُّكُمُ | ولي |
| 3 | llahu | Allah'tır | اللَّهُ | - |
| 4 | ve rasuluhu | ve resulüdür/elçisidir onun | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 5 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 6 | amenu | İman etmiş | امَنُوا | امن |
| 7 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 8 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 9 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 10 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 11 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 12 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 13 | rakiune | rükû edenlerdir | رَاكِعُونَ | ركع |
Ayet 72
Ve ki ikame572 edin salâtı5; ve takvalı21 olun O’na (Allah'a); ve O ki; O’na haşredilirsiniz556.
6:72. “Bir de salâtı ikame edin1 ve O’na karşı takvâlı2 olun. O’dur huzuruna varıp toplanacağınız.”1- İbadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmek. Bu yönelme; sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almak, ritüel salat (namaz kılmak), dua etmek şeklinde olmaktadır. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. Salatın ayrıca din ve havra anlamı da bulunmaktadır. Namaz, Farsça bir sözcüktür ve bu sözcük Kur’an’da geçmez. Salatın zıddı tevellâdır. Tevellâ süreklilik ifade etmektedir; sürekli karşı çıkmak, ilgisiz ve duyarsız kalmak, köstek olmak, engellemeye çalışmak demektir. 2- Takva, korunmak, önlemek, saklamak. Kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır. Takva, sözcük olarak zarar verecek şey ile korunacak şey arasına konan engel demektir.6:72. And that keep up the prayers and fear and obey Him, and He is who to Him you are being gathered/collected.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 2 | ekimu | dikin/ayağa kaldırın | أَقِيمُوا | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | vettekuhu | ve takvalı olun O’na | وَاتَّقُوهُ | وقي |
| 5 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 6 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 7 | ileyhi | O’na | إِلَيْهِ | - |
| 8 | tuhşerune | haşr olunursunuz/bir araya getirilirsiniz | تُحْشَرُونَ | حشر |
Ayet 170
Ve kimseler; sımsıkı sarılırlar/yapışırlar kitaba*; ve ikame572 ederler salâtı5; doğrusu biz; zayi etmeyiz muslihlerin30 ecrini/karşılığını.
7:170. Kitap’a sımsıkı sarılıp, salatı ikame edenlere1 gelince; kuşkusuz Biz salih olanların emeklerini zayi etmeyiz.1- İbadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmek. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak. İlgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almak.7:170. And those who hold fast/grasp with The Book , and kept up the prayers, that We do not loose/waste the correctings’/repairings’ reward/wage .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yumessikune | sımsıkı sarılırlar/yapışırlar | يُمَسِّكُونَ | مسك |
| 3 | bil-kitabi | kitaba (Kur’an’a) | بِالْكِتَابِ | كتب |
| 4 | ve ekamu | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 5 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 6 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | nudiu | zayi etmeyiz | نُضِيعُ | ضيع |
| 9 | ecra | ecrini/karşılığını | أَجْرَ | اجر |
| 10 | l-muslihine | muslihlerin | الْمُصْلِحِينَ | صلح |
*Kur’ân’a
Ayet 3
Kimselerdir (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.
8:3. Onlar, salatı1 ikâme eden2 ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak3 edenlerdir.1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almak, salatı (namaz) kılmak, dua etmek demektir. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. Salatın ayrıca din ve havra anlamı da bulunmaktadır. Salatın zıddı tevellâdır. Tevellâ süreklilik ifade etmektedir; sürekli karşı çıkmak, ilgisiz ve duyarsız kalmak, köstek olmak, engellemeye çalışmak demektir. Namaz, Farsça bir sözcüktür ve bu sözcük Kur’an’da geçmez. 2- Yerine getiren, gerçekleştiren. 3- İhtiyacı olanlara karşılıksız yardım etmek.8:3. Those who keep up the prayers and from what We provided for them they spend.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 5 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 6 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
Ayet 5
Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar34; öyleyse katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.
9:5. Haram aylar1 çıktığı zaman, artık “o müşrikleri” nerede bulursanız öldürün2, onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip3, salâtı ikame eder4, zekâtı yaparlarsa5 diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı’dır, Rahmeti Kesintisiz’dir.1- Savaşmanın haram olduğu aylar. Bkz. 9:2. 2- “Bulundukları yerde öldürülecek olanlar,” müşriklerin tamamı değil; “o müşrikler” denilerek, “belli olan, yanı antlaşmanın hükümlerine uymayan, antlaşmayı bozan müşriklerdir.” Bunlar aynı zamanda Müslümanların aleyhinde düşmanlarla iş birliği yapanlardır. Bir önceki ayette, bunların kimler oldukları bildirilmektedir. Bir sonraki ayette de korunma isteyen müşriklere, korunma sağlanması ve güven içinde istedikleri yere ulaştırılmaları istenmektedir. 3- Savaşmaktan vazgeçerlerse. 4- Samimi olarak pişman olup, size yardım ve dayanışma içinde olurlarsa. Salat sözcüğünün, namazın yanı sıra; dua, destek, din, yardımlaşma, dayanışma, davet, kulluk, itaat ve yaradılış amacına uygun hareket etmek gibi anlamları bulunmaktadır. 5- Benliklerini kötülüklerden arındırıp samimi ve dürüst olurlarsa. Buradaki zekât sözcüğü, ekonomik yardımı değil, ikiyüzlülükten arınmış olmayı ifade etmektedir.9:5. So if the months the forbidden/sacred ended/passed , so fight/kill the sharers/takers of partners (with God) where/when you found them, and take/punish them and restrict/confine them and remain/be concerned and prepared/beset for them (in) every lookout/observatory , so if they repented, and kept up the prayers and gave/brought the charity/ purification , so free their way/path , that God (is) forgiving, merciful.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feiza | öyle ki o zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | nseleha | sonlandığında | انْسَلَخَ | سلخ |
| 3 | l-eşhuru | aylar | الْأَشْهُرُ | شهر |
| 4 | l-hurumu | haram | الْحُرُمُ | حرم |
| 5 | fektulu | öyle ki katledin | فَاقْتُلُوا | قتل |
| 6 | l-muşrikine | müşrikleri | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
| 7 | haysu | her nerede | حَيْثُ | حيث |
| 8 | vecedtumuhum | buldunuz onları | وَجَدْتُمُوهُمْ | وجد |
| 9 | ve huzuhum | ve tutun/alın | وَخُذُوهُمْ | اخذ |
| 10 | vehsuruhum | ve kuşatın/sınırlayın onları | وَاحْصُرُوهُمْ | حصر |
| 11 | vek'udu | ve oturup bekleyin | وَاقْعُدُوا | قعد |
| 12 | lehum | onları | لَهُمْ | - |
| 13 | kulle | her bir | كُلَّ | كلل |
| 14 | mersadin | rasat yerinde/gözlem yerinde | مَرْصَدٍ | رصد |
| 15 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 16 | tabu | tevbe ettilerse | تَابُوا | توب |
| 17 | ve ekamu | ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa | وَأَقَامُوا | قوم |
| 18 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 19 | ve atevu | ve verdilerse | وَاتَوُا | اتي |
| 20 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 21 | fehallu | öyle ki serbest bırakın | فَخَلُّوا | خلو |
| 22 | sebilehum | yollarını onların | سَبِيلَهُمْ | سبل |
| 23 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 24 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 25 | gafurun | gafûrdur | غَفُورٌ | غفر |
| 26 | rahimun | rahîmdir. | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 11
Öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı154; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir753 sizlere dinde*; ve detaylı açıklarız ayetleri454; bilir bir kavim/toplum için.
9:11. Eğer tevbe eder, “salâtı ikame eder1 ve zekâtı yaparlarsa”1, onlar artık dinde sizinkardeşlerinizdir. Biz, âyetleri, bilen bir kavim için böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.1- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13.) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak” demektir.9:11. So if they repented and kept up the prayers and gave/brought the charity/purification , so (they are) your brothers in the religion, and We detail/explain the verses/evidences to a nation knowing.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | tabu | tevbe ettilerse | تَابُوا | توب |
| 3 | ve ekamu | ve diktilerse/ayağa kaldırdılarsa | وَأَقَامُوا | قوم |
| 4 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 5 | ve atevu | ve verdilerse | وَاتَوُا | اتي |
| 6 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 7 | feihvanukum | öyle ki kardeşlerdir sizlere | فَإِخْوَانُكُمْ | اخو |
| 8 | fi | فِي | - | |
| 9 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 10 | ve nufessilu | ve detaylı açıklarız | وَنُفَصِّلُ | فصل |
| 11 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 12 | likavmin | bir kavim için | لِقَوْمٍ | قوم |
| 13 | yea'lemune | bilirler | يَعْلَمُونَ | علم |
*İslam'da. Sadece kutsal kitaplar, sadece Kur'an diyen dinde.
Ayet 18
Ancak ki imar755 eder Allah'ın mescitlerini16 kimse (ki) iman47 etti Allah'a; ve ahiret gününe; ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve asla haşyet53 duymaz Allah'ın dışında; öyle ki belki bunlar; ki olurlar muhtedlerden176.
9:18. Allah’ın mescitlerini, ancak Allah ’a ve Ahiret Günü’ne iman edip, salâtı ikame eden, zekâtı yapan1 ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar edebilirler. Onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.1- Bkz 9: 11. Ayetin in dipnotu.9:18. But (those who) tend to/visit God’s mosques/places of worshipping God (are) who believed by God and the Day the Last/Resurrection Day, and kept up the prayers, and gave/brought the charity/purification , and did not fear except God, so maybe/perhaps that those they be from the guided.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak ki | إِنَّمَا | - |
| 2 | yea'muru | imar eder | يَعْمُرُ | عمر |
| 3 | mesacide | mescitlerini | مَسَاجِدَ | سجد |
| 4 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 5 | men | kimse (ki) | مَنْ | - |
| 6 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 7 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 8 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 9 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 10 | ve ekame | ve dikti/ayağa kaldırdı | وَأَقَامَ | قوم |
| 11 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 12 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 13 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 14 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 15 | yehşe | haşyet/çekince hissetmez | يَخْشَ | خشي |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | llahe | Allah'ın (birine) | اللَّهَ | - |
| 18 | feasa | öyle ki belki | فَعَسَىٰ | عسي |
| 19 | ulaike | bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 20 | en | ki | أَنْ | - |
| 21 | yekunu | olurlar | يَكُونُوا | كون |
| 22 | mine | مِنَ | - | |
| 23 | l-muhtedine | doğru yola kılavuzlananlardan | الْمُهْتَدِينَ | هدي |
Ayet 71
Ve mümin27 erkekler; ve mümin27 kadınlar*; onların bir kısmı velileridir28 bir kısmın; emrederler marufla291 ve engellerler münkeri82; ve ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve itaat ederler Allah'a ve O’nun resûlüne418; işte bunlar, rahmet271 edecektir onlara Allah; doğrusu Allah bir Azîzdir37; bir Hakîmdir9.
9:71. Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler.1 Ma’ruf olanı yaparlar, munkerden sakındırırlar.2 Salâtı ikâme ederler, zekâtı yaparlar.3 Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara, Allah rahmet edecektir. Allah, Mutlak Üstün Olan’dır, En İyi Hüküm Veren’dir.1- Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş. 2- “Emr-i b’il-ma’rûf nehy-i ani’l munker” terkip olarak: İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir. Ma’rûf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. “Emr” fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki “Emr-i b’il-ma’rûf” terkibine “iyiliği emret” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir. 3- Bkz. 9:11. Ayetin dipnotu.9:71. And the believers (M) and believers (F) some of them (are) guardians/allies (to) some, they order/command with the kindness/generosity , and they forbid/prevent from the defiance of God and His orders/obscenity ,and they keep up the prayers, and they give the charity/purification and they obey God and His messenger, those, God will have mercy upon them, that God (is) glorious/mighty , wise/judicious.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velmu'minune | ve mümin erkekler | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 2 | velmu'minatu | ve mümin kadınlar | وَالْمُؤْمِنَاتُ | امن |
| 3 | bea'duhum | bir kısmı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 4 | evliya'u | velileridir | أَوْلِيَاءُ | ولي |
| 5 | bea'din | bir kısmın | بَعْضٍ | بعض |
| 6 | ye'murune | emrederler | يَأْمُرُونَ | امر |
| 7 | bil-mea'rufi | evrensel kabulleri/normları | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 8 | ve yenhevne | ve engellerler | وَيَنْهَوْنَ | نهي |
| 9 | ani | عَنِ | - | |
| 10 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 11 | ve yukimune | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُونَ | قوم |
| 12 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 13 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 14 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 15 | ve yutiune | ve itaat ederler | وَيُطِيعُونَ | طوع |
| 16 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 17 | ve rasulehu | ve O’nun resulüne/elçisine | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 18 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 19 | seyerhamuhumu | rahmet edecektir onlara | سَيَرْحَمُهُمُ | رحم |
| 20 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 21 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 22 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 23 | azizun | azîzdir | عَزِيزٌ | عزز |
| 24 | hakimun | hakîmdir | حَكِيمٌ | حكم |
*9:67 ayetinde münâfık erkekler ve münâfık kadınların özelliği bildirilmiştir.
Ayet 114
Ve ikame572 et salâtı5 iki tarafında gündüzün170; ve yakınlarında gecenin171; doğrusu güzellikler giderir rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir zikirdir78* zikredenlere78.
11:114. Gündüzün iki tarafında1 ve gecenin yakınlarında2 salâtı ikame et3. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.1- Sabah ve Akşam namazı. Namaz, vakitleri belirlenmiş bir farzdır. (4: 103). Sabah namazı (Salâti’l Fecri, 24:58. Salâti’l Fecri’in vakti, tan yerinin ağarmaya başlamasından Güneş’in doğuş anına kadardır.) Ve akşam namazı (Salâti’l İşâi 24:58). Salâti’l İşâi’nin vakti, Güneş’in batışından gecenin karanlığının iyice çöktüğü zamana kadardır. “İşâ” nın akşam demek olduğuna dair ayetler: 12:16; 79:46. 2- Gece/Yatsı namazı. Gecenin ilk bölümünde. (Salâti’l Leyli/ gece(yatsı) namazı, 11:114). Gece namazının vakti, gece karanlığının tam çökme anından gecenin ortasına kadardır. Bu ve salatı/namazı konu edinen diğer ayetlerden namazın; “sabah”, “akşam” ve “gece” olmak üzere günde üç vakit olduğu anlaşılmaktadır. Bu ayette geçen “zulef” sözcüğünün çoğul yani üç ve üçten fazla bir anlama sahip olmasından hareketle, namazın beş vakit olduğu söylense de “zulef” sözcüğü gecenin üç bölümünü ifade etmektedir; gecenin ilk bölümü, gecenin ortası ve gecenin son bölümü. (Örneğin 73:2,3,4; 73:20.) Dolayısı ile gecenin yakınlarından kasıt, gecenin ilk bölümüdür. Günümüzde cemaatle kılınan namazlara bakıldığında da namazların aslında üç vakit ve ikişer rekât olduğu anlaşılmaktadır. Dikkat edilirse namazların farzları olarak sabah namazı iki rekât ve ikisi de sesli; öğlen namazı dört rekât, dördü de sessiz; ikindi namazı dört rekât, dördü de sessiz; akşam namazı üç rekât, ikisi sesli, biri sessiz; yatsı namazı dört rekât, ikisi sessiz ikisi sesli kılınmaktadır. Kılınan namazlarda, sesli olarak kılınanlar sabah iki, akşam iki ve yatsı iki şeklindedir. Yani günde üç vakit ve ikişer rekât sesli kılınmaktadır. Sessiz kılınanlar sonradan yapılan ilavelerdir. Bu ilaveleri çıkarırsak geriye namazın vakitleri ve rekât sayıları kalmaktadır. 3- Namazı gereği gibi kıl, canlı ve diri tut.11:114. And keep up the prayers to (the) ends/edges (of) the daytime (to) parts from the night from the night; that the goodnesses wipe off/eliminate the sins/crimes, that (is) a remembrance/reminder to the praising/glorifying .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimi | ve dik/ayağa kaldır | وَأَقِمِ | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | tarafeyi | iki tarafında | طَرَفَيِ | طرف |
| 4 | n-nehari | gündüzün | النَّهَارِ | نهر |
| 5 | ve zulefen | ve yakınlarında | وَزُلَفًا | زلف |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | l-leyli | gecenin | اللَّيْلِ | ليل |
| 8 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 9 | l-hasenati | güzellikler | الْحَسَنَاتِ | حسن |
| 10 | yuzhibne | giderir | يُذْهِبْنَ | ذهب |
| 11 | s-seyyiati | rezillikleri/iğrençlikleri | السَّيِّئَاتِ | سوا |
| 12 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 13 | zikra | bir zikirdir/hatırlatmadır | ذِكْرَىٰ | ذكر |
| 14 | lizzakirine | hatırlayanlara | لِلذَّاكِرِينَ | ذكر |
*Salât ile zikrin yani Kur'an'ın bir arada işaret edilmesi bizlere salâtın Kur'an'ın peşinden koşmak olduğunu gösterir.
Ayet 22
Ve kimselerdir (ki) sabrettiler51; arayanlardır Rablerinin4 yüzünü; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve infak ettiler6 rızıklandırdığımızdan onları sırlı/gizlice ve alenen/bildirerek; ve savarlar/defederler güzellikle rezilliği/iğrençliği; işte bunlar; onlaradır diyarın** sonu*.
13:22. Ve o kimseler, sabırla Rabb’lerine yönelirler ve salâtı ikâme ederler1, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak2 ederler, kötülüğü iyilikle savarlar; dünya yurdunun sonucu onlar içindir.1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 1- İhtiyacı olanlara karşılıksız yardım etmek.13:22. And those who were patient desiring their Lord’s direction/face , and kept up the prayers, and they spent from what We provided for them secretly and openly/publicly , and they drive away/repel the sin/crime with the good/goodness, those, for them (are) the home’s/house’s end/turn (result).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | saberu | sabrederler/metanetle direnirler | صَبَرُوا | صبر |
| 3 | btiga'e | arayan | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 4 | vechi | yüzünü | وَجْهِ | وجه |
| 5 | rabbihim | Rablerinin | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve enfeku | ve infak ettiler/harcadılar | وَأَنْفَقُوا | نفق |
| 9 | mimma | مِمَّا | - | |
| 10 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 11 | sirran | sırlı şekilde/gizlice | سِرًّا | سرر |
| 12 | ve alaniyeten | ve alenen/bildirerek | وَعَلَانِيَةً | علن |
| 13 | ve yedra'une | ve savarlar/defederler | وَيَدْرَءُونَ | درا |
| 14 | bil-haseneti | güzellikle | بِالْحَسَنَةِ | حسن |
| 15 | s-seyyiete | rezilliği/iğrençliği | السَّيِّئَةَ | سوا |
| 16 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 17 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 18 | ukba | sonu | عُقْبَى | عقب |
| 19 | d-dari | diyarın/yurdun | الدَّارِ | دور |
*Selam diyarı/yurdu sonrası girilecek olan son yurt/diyar olan cennet yurdu/diyarı.**Yurdun.
Ayet 31
De ki kullarıma; iman47 etmiş kimselere; ikame572 etsinler salâtı5; ve infak etsinler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek; önceden ki gelir bir gün; yoktur bir alışveriş onda; ve yoktur bir dostluk.
14:31. İman eden kullarıma söyle: “İçinde alışverişin1 ve dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, salâtı ikame etsinler2, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli açık infak3 etsinler.”1- Hiçbir pazarlığın. 2-Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 3- İhtiyaç sahiplerine yardım etsinler.14:31. Say to My worshippers/slaves those who believed: "They (should) keep up the prayers and spend from what We provided for them secretly and publicly from before that a day comes, (where there is) no selling/trading in it and nor differences in opinions/friendships .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | liibadiye | kullarıma | لِعِبَادِيَ | عبد |
| 3 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 5 | yukimu | diksinler/ayağa kaldırsınlar | يُقِيمُوا | قوم |
| 6 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 7 | ve yunfiku | ve infak etsinler/harcasınlar | وَيُنْفِقُوا | نفق |
| 8 | mimma | مِمَّا | - | |
| 9 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 10 | sirran | sırlı şekilde/gizlice | سِرًّا | سرر |
| 11 | ve alaniyeten | ve alenen/bildirerek | وَعَلَانِيَةً | علن |
| 12 | min | مِنْ | - | |
| 13 | kabli | önce | قَبْلِ | قبل |
| 14 | en | ki | أَنْ | - |
| 15 | ye'tiye | gelir | يَأْتِيَ | اتي |
| 16 | yevmun | bir gün | يَوْمٌ | يوم |
| 17 | la | yoktur | لَا | - |
| 18 | bey'un | bir alışveriş | بَيْعٌ | بيع |
| 19 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 20 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 21 | hilalun | bir dostluk | خِلَالٌ | خلل |
Ayet 37
"Rabbimiz4! Doğrusu ben* yerleştirdim bir vadiye** zürriyetimden380; olmayan*** ekin sahibi; haram535 edilmiş beytinin/evinin32 yanında; Rabbimiz4! İkame572 etmeleri için salâtı5; öyle ki yap kalp gözleri insanlardan (ki) kılavuzlanır**** onlara***** doğru; ve rızıklandır onları****** meyvelerden; belki onlar şükrederler43."
14:37. “Rabbimiz! Gerçekten ben, neslimden bir kısmını sahipsiz, ekine elverişli olmayan vadiye; Beyt-i Harâm’ın1 yanına yerleştirdim; Rabb’imiz! Salâtı ikame etsinler2. İnsanlardan bir kısmının gönlünü onlara yönelt. Ve onları kimi ürünlerle rızıklandır. Umulur ki onlar şükrederler.”1- Kutsal Ev’in, Kâbe’nin. 2- Şirkten arınmış tevhidi bir bilinçle Allah’a yönelsinler; ibadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inansınlar.14:37. Our Lord, that I resided/inhabited from my descendants at a valley of no plants/crops at Your House/Home, the Forbidden/Respected/Sacred. Our Lord to stand/keep up the prayers, so make hearts from the people fall/drop to them, and provide for them, from the fruits, perhaps they thank/be grateful.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 2 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 3 | eskentu | yerleştirdim | أَسْكَنْتُ | سكن |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | zurriyeti | zürriyetimden | ذُرِّيَّتِي | ذرر |
| 6 | bivadin | bir vadiye | بِوَادٍ | ودي |
| 7 | gayri | olmayan | غَيْرِ | غير |
| 8 | zi | sahibi | ذِي | - |
| 9 | zer'in | ekin | زَرْعٍ | زرع |
| 10 | inde | yanında | عِنْدَ | عند |
| 11 | beytike | senin evinin | بَيْتِكَ | بيت |
| 12 | l-muharrami | haram edilmiş | الْمُحَرَّمِ | حرم |
| 13 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 14 | liyukimu | dikmeleri/ayağa kaldırmaları için | لِيُقِيمُوا | قوم |
| 15 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 16 | fec'al | öyle ki yap | فَاجْعَلْ | جعل |
| 17 | ef'ideten | kalp gözleri | أَفْئِدَةً | فاد |
| 18 | mine | مِنَ | - | |
| 19 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 20 | tehvi | kılavuzlanır | تَهْوِي | هوي |
| 21 | ileyhim | onlara | إِلَيْهِمْ | - |
| 22 | verzukhum | ve rızıklandır onları | وَارْزُقْهُمْ | رزق |
| 23 | mine | مِنَ | - | |
| 24 | s-semerati | meyvelerden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 25 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 26 | yeşkurune | şükrederler | يَشْكُرُونَ | شكر |
*İbrahim.**Mekke'ye.***Çöl ikliminin hakim olduğu bir yer olduğuna işarettir. ****İnsanlar.*****Zürriyetime.******Zürriyetimi.
Ayet 40
"Rabbim4! Yap beni* ikame572 eden salâtı5; ve zürriyetimden380 (de); Rabbimiz4! Ve kabul et çağrımı/duamı80."
14:40. “Rabbim! Beni ve soyumu salâtı ikame eden1 kıl. Rabbimiz isteğimi kabul et.”1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır14:40. My Lord make me continuing/keeping up the prayers, and from my descendants, our Lord, and accept my call/prayer .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbi | Rabbim! | رَبِّ | ربب |
| 2 | c'alni | yap beni (İbrahim) | اجْعَلْنِي | جعل |
| 3 | mukime | diken/ayağa kaldıran | مُقِيمَ | قوم |
| 4 | s-salati | salatı | الصَّلَاةِ | صلو |
| 5 | ve min | وَمِنْ | - | |
| 6 | zurriyeti | ve zürriyetimden | ذُرِّيَّتِي | ذرر |
| 7 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 8 | ve tekabbel | ve kabul et | وَتَقَبَّلْ | قبل |
| 9 | duaa'i | çağrımı/duamı | دُعَاءِ | دعو |
*İbrahim.
Ayet 78
İkame572 et salâtı5; Güneş’in dulûkundan1055 gecenin171 gasakına1056 kadar/doğru; ve fecrin55 toplanması* (da); doğrusu fecrin55 toplanması* oldu bir tanık/şahit olunan**.
17:78. Güneş’in batmasından1 gecenin karanlığı bastırıncaya kadar salâtı ikame et.2 Ve fecrin kuranı;3 kuşkusuz fecrin kuranı4 tanıklıdır.1- Ayette geçen ve “Güneşin dönmesi (zeval vakti)” olarak anlam verilen “duluk” sözcüğü, “batmak” demektir. “Dulûku’ş-şems” deyimi ise Güneşin batması demektir. Yani, “Güneşin batma anı” anlamına gelmektedir. Dolayısı ile bu ayet, öğlenden akşama kadar geçen bir zaman dilimini değil, akşam salatının/namazının vaktini; yani akşam salatının/namazının başlangıç ve bitim zamanını belirlemektedir. 2- Namaz kıl. 3- “Kur’âne’l-Fecri,” tamlamasındaki kur’ân sözcüğü fecrin, yani sabah şafağının iyice “yoğunlaşıp toplanması” anlamındadır. Zira kur’ân, sözcük anlamı olarak toplamak, bir araya getirmek, içinde tutmak demektir. 4- Fecrin, yani sabah şafağının iyice yoğunlaştığı zaman sabah namazının kılınacağını söylemektedir. Şafağın yoğunlaşmasının görülen bir şey olduğu ifade edilmektedir.17:78. Start/keep up the prayers to the sun’s nearing setting to the night’s darkness, and the dawn’s Koran, that the dawn’s Koran was/is being witnessed.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ekimi | dik/ayağa kaldır | أَقِمِ | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | liduluki | batmasından | لِدُلُوكِ | دلك |
| 4 | ş-şemsi | Güneş’in | الشَّمْسِ | شمس |
| 5 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 6 | gaseki | karanlığına | غَسَقِ | غسق |
| 7 | l-leyli | gecenin | اللَّيْلِ | ليل |
| 8 | ve kur'ane | ve toplanması (da) | وَقُرْانَ | قرا |
| 9 | l-fecri | fecrin/şafağın/tanyerinin/seherin | الْفَجْرِ | فجر |
| 10 | inne | Doğrusu | إِنَّ | - |
| 11 | kur'ane | toplanması | قُرْانَ | قرا |
| 12 | l-fecri | fecrin/şafağın/tanyerinin/seherin | الْفَجْرِ | فجر |
| 13 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 14 | meşhuden | tanık/şahit olunan | مَشْهُودًا | شهد |
*Kelimenin okuma anlamı aslında harflerin, kelimelerin bir araya getirilerek okunmasından türemiştir. Kelimenin ilk anlamı aslında toplanma, bir araya gelmedir.**Tam karanlıktan fecre geçiş esnasında ışık hüzmelerinin toplanarak yeryüzünün aydınlanması rahatlıkla görülebilir
Ayet 73
Ve yaptık onları emirler200*; doğru yola kılavuzlarlar emrimizle200; ve vahyettik603 onlara faaliyet etmeyi hayırlar/iyilikler; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve oldular bize kulluk46 edenler.
21:73. Onları, buyruklarımızla doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlar yapmayı, salâtı1 ikame etmeyi, zekâtı yapmayı1 vahyettik. Ve onlar yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır21:73. And We made them leaders/examples guiding with Our order/command, and We inspired/transmitted to them making/doing the goodnesses , and keeping up the prayers, and giving/bringing the charity/purification , and they were to Us worshipping.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cealnahum | ve yaptık onları | وَجَعَلْنَاهُمْ | جعل |
| 2 | eimmeten | emirler | أَئِمَّةً | امم |
| 3 | yehdune | doğru yola kılavuzlarlar | يَهْدُونَ | هدي |
| 4 | biemrina | emrimizle | بِأَمْرِنَا | امر |
| 5 | ve evhayna | ve vahyettik | وَأَوْحَيْنَا | وحي |
| 6 | ileyhim | onlara | إِلَيْهِمْ | - |
| 7 | fia'le | faaliyet yapmayı | فِعْلَ | فعل |
| 8 | l-hayrati | hayırlar/iyilikler | الْخَيْرَاتِ | خير |
| 9 | ve ikame | ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar | وَإِقَامَ | قوم |
| 10 | s-salati | salatı | الصَّلَاةِ | صلو |
| 11 | ve ita'e | ve verenler | وَإِيتَاءَ | اتي |
| 12 | z-zekati | zekâtı | الزَّكَاةِ | زكو |
| 13 | ve kanu | ve oldular | وَكَانُوا | كون |
| 14 | lena | bize | لَنَا | - |
| 15 | aabidine | kulluk edenler | عَابِدِينَ | عبد |
*Buyuranlar.
Ayet 41
Kimselerdir (ki) eğer imkan verseydik onlara yerde*; ikame572 ederlerdi salâtı5; ve verirlerdi zekâtı10; ve emrederlerdi marufla291; ve engellerlerdi münkeri82; ve Allah'adır akıbeti892 emirlerin/işlerin.
22:41. Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salâtı ikame ederler1, zekâtı yaparlar1, ma’ruf olanı yapar, münkerden sakındırırlar.2 Bütün işlerin sonucu Allah’a dönecektir.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. 2- “Emr-i b’il-ma’rûf nehy-i ani’l munker,” terkip olarak: İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir. ” Ma’rûf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. “Emr” fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki “Emr-i b’il-ma’rûf terkibine “iyiliği emret” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir.22:41. Those who if We highly positioned/strengthened them in the land/Earth , they stood/kept up the prayers, and gave/brought the charity/purification , and they ordered/commanded with the kindness/known , and they forbid/prevented from the defiance of God and His orders/obscenity , and to God (are) the matters’/affairs’ end/turn (result).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimselerdir | الَّذِينَ | - |
| 2 | in | eğer | إِنْ | - |
| 3 | mekkennahum | imkan verseydik | مَكَّنَّاهُمْ | مكن |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 6 | ekamu | dikerlerdi/ayağa kaldırırlardı | أَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve atevu | ve verirlerdi | وَاتَوُا | اتي |
| 9 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 10 | ve emeru | ve emrederlerdi | وَأَمَرُوا | امر |
| 11 | bil-mea'rufi | evrensel kabullerle/normlarla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 12 | ve nehev | ve engellerlerdi /yasaklarlardı | وَنَهَوْا | نهي |
| 13 | ani | عَنِ | - | |
| 14 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 15 | velillahi | ve Allah'adır | وَلِلَّهِ | - |
| 16 | aakibetu | akıbeti | عَاقِبَةُ | عقب |
| 17 | l-umuri | emirlerin/işlerin | الْأُمُورِ | امر |
*Bulundukları yerde.
Ayet 78
Ve mücadele edin Allah'ta*, gerçek/hak mücadelesi (-yle) O'nun**; O*** (ki) seçti sizleri; ve yapmış değildir üzerinize dinde122 hiçbir güçlük/zorluk; babanız İbrâhîm'in inanç öğretisidir; O*** (ki) önceden isimlendirdi sizleri müslim45 (olarak); ve bunda, olması içindir resûlün418 üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız içindir sizlerin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve sarılın Allah'a; O'dur*** mevlânız68; öyle ki bir muhteşem Mevlâ'dır68; ve bir muhteşem Nasîr'dir69.
22:78. Allah yolunda gerektiği gibi cihad1 edin. O sizi seçti. Dinde size bir zorluk yüklemedi. Bu atanız İbrahim’in milleti2. O, daha önce de şimdi de sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi. Resûl, size tanık olsun, siz de diğer insanlara. Öyleyse salâtı ikame edin, zekâtı yapın3 ve Allah’a sımsıkı bağlanın. O, sizin mevlanızdır4. Ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.1- Gayret gösterin, çaba harcayın; bütün gücünüzle çalışın. 2- Yolu, sünneti, inanç sistemi, yaşam biçimi. 3- Bkz: 22:41’in dipnotu. 4- Kendisine dayanılan, gözetici, destekleyici, koruyan, sırdaş, yönetici demektir. Veli sözcüğünün eş anlamlısıdır. “El-Mevlâ”, Allah’ın sıfatlarındandır.22:78. And struggle/do (your) utmost His deserved/true struggle , He chose/purified you, and He did not make/put on you in the religion from strain/hardship , your father Abraham’s religion/faith, He named/identified you the Moslems/submitters/surrenderers from before, and in this the Messenger to be a witness/present on you, and you be witnessing/testifying/witnesses/testifiers on the people, so stand/keep up the prayers, and give/bring the charity/ purification , and hold fast/take shelter with/by God, He is your master/ally , so blessed/praised (is) the master/ally , and blessed/praised (is) the victorior/savior .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cahidu | ve mücadele edin | وَجَاهِدُوا | جهد |
| 2 | fi | uğrunda | فِي | - |
| 3 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 4 | hakka | gerçek/hak | حَقَّ | حقق |
| 5 | cihadihi | mücadelesi (-yle) onun | جِهَادِهِ | جهد |
| 6 | huve | O | هُوَ | - |
| 7 | ctebakum | seçti sizi | اجْتَبَاكُمْ | جبي |
| 8 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 9 | ceale | yapmış | جَعَلَ | جعل |
| 10 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 11 | fi | فِي | - | |
| 12 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 13 | min | hiç bir | مِنْ | - |
| 14 | haracin | güçlük/zorluk | حَرَجٍ | حرج |
| 15 | millete | inanç öğretisi | مِلَّةَ | ملل |
| 16 | ebikum | babanız | أَبِيكُمْ | ابو |
| 17 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 18 | huve | O | هُوَ | - |
| 19 | semmakumu | isimlendirdi sizi | سَمَّاكُمُ | سمو |
| 20 | l-muslimine | Müslümanlar | الْمُسْلِمِينَ | سلم |
| 21 | min | مِنْ | - | |
| 22 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 23 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 24 | haza | bunda | هَٰذَا | - |
| 25 | liyekune | olması için | لِيَكُونَ | كون |
| 26 | r-rasulu | resûlün/elçinin | الرَّسُولُ | رسل |
| 27 | şehiden | şahid/tanık | شَهِيدًا | شهد |
| 28 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 29 | ve tekunu | ve olmanız için sizin | وَتَكُونُوا | كون |
| 30 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 31 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 32 | n-nasi | insanlar | النَّاسِ | نوس |
| 33 | feekimu | öyle ki dikin/ayağa kaldırın | فَأَقِيمُوا | قوم |
| 34 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 35 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 36 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 37 | vea'tesimu | ve sarılın | وَاعْتَصِمُوا | عصم |
| 38 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 39 | huve | O'dur | هُوَ | - |
| 40 | mevlakum | mevlânız/sahibiniz | مَوْلَاكُمْ | ولي |
| 41 | fenia'me | öyle ki bir muhteşem | فَنِعْمَ | نعم |
| 42 | l-mevla | mevlâ/sahip | الْمَوْلَىٰ | ولي |
| 43 | ve nia'me | ve bir muhteşem | وَنِعْمَ | نعم |
| 44 | n-nesiru | yardımcı | النَّصِيرُ | نصر |
*Fi edatı içinde demektir. Allah'ın içinde mücadele edin. Evren/evrenler, arş (hiperuzay) Yüce Allah'ın bizzat içindedir. Denizdeki balığın deniz hakkında bir ilimle mücadele etmesi gibi. Deniz hakkında doğruları söylemesi gibi. **Allah'ın.***Allah.****Allah'tır.
Ayet 37
Adamlardır (ki) oyalamaz onları ticaret ve ne de alışveriş zikrinden78 Allah'ın; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; korkarlar bir günden (ki) ters döner onda kalpler ve gözler.
24:37. Öyle kimseler vardır ki ne mal ne de alışveriş onları Allah’ın buyruklarına uymaktan, salatı ikame etmekten1 ve zekâtı yapmaktan1 alıkoyar. Onlar, kalplerin ve gözlerin altüst olacağı günden korkarlar.1- “Salatı ikame etmek, Zekâtı yapmak” terkibi, ibadete layık yegâne ilah olarak Allah’a inanmak; kulluğu, Allah’a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin: 2:151; 3:77; 4:49; 9:103; 19:13; 20:76; 24:21; 35:18; 53:32; 62:2; 80:3; 91:9.) Bkz. 2:43. ayetin dipnotu.24:37. Men commercial trade and nor selling/trading does not distract/divert them from247mentioning/remembering God, and keeping up the prayers and giving/bringing the charity/purification , they fear a day/time the hearts/minds and the eye sight/knowledge turns around in it.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ricalun | adamlar (ki) | رِجَالٌ | رجل |
| 2 | la | لَا | - | |
| 3 | tulhihim | oyalamaz onları | تُلْهِيهِمْ | لهو |
| 4 | ticaratun | ticaret | تِجَارَةٌ | تجر |
| 5 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 6 | bey'un | alışveriş | بَيْعٌ | بيع |
| 7 | an | -den | عَنْ | - |
| 8 | zikri | zikrinden | ذِكْرِ | ذكر |
| 9 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 10 | ve ikami | ve ikame edenler/dikenler/ayağa kaldıranlar | وَإِقَامِ | قوم |
| 11 | s-salati | salatı | الصَّلَاةِ | صلو |
| 12 | ve ita'i | ve verenler | وَإِيتَاءِ | اتي |
| 13 | z-zekati | zekâtı | الزَّكَاةِ | زكو |
| 14 | yehafune | korkarlar | يَخَافُونَ | خوف |
| 15 | yevmen | bir günden | يَوْمًا | يوم |
| 16 | tetekallebu | ters döner | تَتَقَلَّبُ | قلب |
| 17 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 18 | l-kulubu | kalpler | الْقُلُوبُ | قلب |
| 19 | vel'ebsaru | ve gözler | وَالْأَبْصَارُ | بصر |
Ayet 56
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin resûle76; belki sizler merhamet829 edilirsiniz.
24:56. Salâtı ikame edin, zekâtı yapın.1 Ve Resûl’e itaat edin. Umulur ki merhamet edilirsiniz.1- Bkz: 22:41. ayetin dipnotu.24:56. And keep up the prayers, and give/bring the charity/purification , and obey the messenger, maybe/perhaps you attain mercy.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | ve etiu | ve itaat edin | وَأَطِيعُوا | طوع |
| 6 | r-rasule | resule/elçiye | الرَّسُولَ | رسل |
| 7 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 8 | turhamune | merhamet edilirsiniz | تُرْحَمُونَ | رحم |
Ayet 3
Kimselerdir (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar (ki) ahirete onlar yakınlaşırlar*.
27:3. Onlar, salâtı ikame ederler, zekâtı yaparlar.1Onlar, ahirete kesin olarak inanırlar.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13.) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.27:3. Those who keep up the prayers and give/bring the charity/purification , and they are with the end (other life), they are sure/certain.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 5 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 6 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 7 | bil-ahirati | ahirete | بِالْاخِرَةِ | اخر |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | yukinune | kesinleşirler/emin olurlar | يُوقِنُونَ | يقن |
*Kesinleşirler, yakınen tanık olurlar.
Ayet 45
Oku vahyedileni603 sana kitaptan; ve ikame572 et salâtı5; doğrusu salât5 engeller/meneder fahşâttan81; ve münkerden82; ve mutlak ki zikri78 Allah'ı en büyüktür; ve Allah bilir ürettiklerinizi*.
29:45. Kitap’tan sana vahyolunan şeyi oku. Salatı ikame et.1 Salat2, fahşadan3 ve münkerden4 alıkoyar. Kesinlikle Allah’ın zikri5 daha büyüktür. Allah, yaptığınız6 şeyleri bilir.1- Allah’a yönelmede, Allah’ın yasalarına bağlılıkta kararlı ol. Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 2- Allah’ın yasaları, dini. 3- Her türlü aşırılıktan, 4- Her türlü kötülükten. 5- Allah’ın öğütleri her şeyden daha önemlidir; O, yaptığınız her şeyin karşılığını verecektir. 6- Uğraştığınız şeyleri, çalışmalarınızı. 29:45. Read/recite/follow what was inspired/transmitted to you from The Book , and start/keep up the prayers, that (E) the prayers forbid/prevent from the enormous/atrocious deeds and the defiance of God and His orders/obscenity , and God’s remembrance/reminder (E) (is) greater , and God knows what you perform/produce .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | atlu | oku | اتْلُ | تلو |
| 2 | ma | مَا | - | |
| 3 | uhiye | vahyedileni | أُوحِيَ | وحي |
| 4 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 5 | mine | -tan | مِنَ | - |
| 6 | l-kitabi | kitap- | الْكِتَابِ | كتب |
| 7 | ve ekimi | ve dik/ayağa kaldır | وَأَقِمِ | قوم |
| 8 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | s-salate | salat | الصَّلَاةَ | صلو |
| 11 | tenha | engeller/men eder | تَنْهَىٰ | نهي |
| 12 | ani | عَنِ | - | |
| 13 | l-fehşa'i | vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan | الْفَحْشَاءِ | فحش |
| 14 | velmunkeri | ve iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | وَالْمُنْكَرِ | نكر |
| 15 | velezikru | ve mutlak ki zikri | وَلَذِكْرُ | ذكر |
| 16 | llahi | Allah'ı | اللَّهِ | - |
| 17 | ekberu | en büyüktür | أَكْبَرُ | كبر |
| 18 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 19 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 20 | ma | مَا | - | |
| 21 | tesneune | ürettiklerinizi | تَصْنَعُونَ | صنع |
*Sanayileştirdiklerinizi.
Ayet 31
Dönenler (olun) O'na (Allah'a); ve takvalı21 olun O'na ; ve ikame572 edin salâtı5; ve olmayın müşriklerden36.
30:31. O’na yönelin. O’na karşı takva1 sahibi olun. Salatı ikame edin2. Müşriklerden olmayın.1- Vahiy ile kötülükten korunmak. Takva, korunmak, önlemek, saklamak. Kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır. Takva, sözcük olarak zarar verecek şey ile korunacak şey arasına konan engel demektir. 2- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır.30:31. Returning to God/repenting/obeying to Him, and fear and obey Him, and keep up/start the prayers, and do not be from the sharers/takers of partners (with God).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | munibine | dönenler (olun) | مُنِيبِينَ | نوب |
| 2 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 3 | vettekuhu | ve takvalı olun O'na | وَاتَّقُوهُ | وقي |
| 4 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 5 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | tekunu | olmayın | تَكُونُوا | كون |
| 8 | mine | مِنَ | - | |
| 9 | l-muşrikine | müşriklerden/ortak koşanlardan | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
Ayet 4
Kimseler; ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.
31:4. Onlar, salâtı ikame ederler ve zekâtı yaparlar1. Onlar ahirete kesin olarak iman ederler.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.31:4. Those who keep up/start the prayers and give/bring the charity/purification , and they are with the end (other life) they are sure/certain.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 5 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 6 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 7 | bil-ahirati | ahirete | بِالْاخِرَةِ | اخر |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | yukinune | kesinleşirler/emin olurlar | يُوقِنُونَ | يقن |
Ayet 17
Ey oğlum! İkame572 et salâtı5; ve emret marûfla73; ve engelle/yasakla münkerden82; ve sabret51 sana isabet eden üzerine; doğrusu bu azimden* emirlerdir/işlerdir.
31:17. “Ey oğulcuğum! Salatı ikame et1, ma’ruf2 olanı yap, münker olandan sakındır.2 Karşılaştığın zorluklara sabret.3 Bunlar kararlılık göstermen gereken şeylerdir.”1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 2- “Emr-i b’il-ma’rûf nehy-i ani’l munker,” terkip olarak: İyiliği yap ve telkin et, kötülükten sakındır ve engel ol demektir. ” Ma’rûf: İyi, doğru, yararlı, güzel olan, toplumsal değer yargılarına göre ve toplumsal uzlaşı ile doğru olduğu kabul edilen ve Vahye uygun olan demektir. Munker ise; kötü, eğri, zararlı, çirkin olan şey demektir. “Emr” fiilinin asıl anlamı iş yapmaktır. Bu anlam bağlamında ayetteki “Emr-i b’il-ma’rûf terkibine “iyiliği emret” şeklinde anlam verilmesi doğru değildir. Bu terkip: İyi olan şeyleri yapmayı kendine iş edin, ahlak edin; kötü olan şeylerden uzak dur, kötülüklerden sakın; kötülüklerden uzak durmayı ve iyi olan şeyleri yapmayı ilke edin; iyiliğin yaygınlaşması ve kötülüğün önlenmesi için çaba göster demektir. 3- Dayan, diren, yılgınlığa düşme.31:17. You my son, keep up/start the prayers, and order/command with the kindness/known , and forbid/prevent from the defiance of God and His orders/obscenity, and be patient on what struck/hit you , that (is) from the matter’s/affair’s decisiveness/determination .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya buneyye | ey oğlum | يَابُنَيَّ | بني |
| 2 | ekimi | dik/ayakta tut | أَقِمِ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve'mur | ve emret | وَأْمُرْ | امر |
| 5 | bil-mea'rufi | evrensel kabulleri/normları | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 6 | venhe | ve engelle/yasakla | وَانْهَ | نهي |
| 7 | ani | عَنِ | - | |
| 8 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 9 | vesbir | ve sabret/metanetle diren | وَاصْبِرْ | صبر |
| 10 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | esabeke | isabet edene | أَصَابَكَ | صوب |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | zalike | bunlar | ذَٰلِكَ | - |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | azmi | azimden/engelleri aşma kararlılığından | عَزْمِ | عزم |
| 17 | l-umuri | işlerdir | الْأُمُورِ | امر |
*Engelleri aşma kararlılığından.
Ayet 18
Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu (yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile) yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar Rablerinden4 gaybla62*; ve ikame572 ederler salâtı5; ve kim zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.
35:18. Yük taşıyan birisi,1 bir başkasının yükünü taşımaz.1 Yükü ağır olan kimse, bir başkasını yardıma çağırsa, çağırdığı yakını da olsa ona yardım etmez.2 Sen, ancak görmedikleri halde Rabb’ine içtenlikle saygı duyan ve salatı3 ikame edenleri uyarırsın. Her kim arınırsa4 kendisi için arınmış olur. Dönüş Allah’adır.1- Hiçbir günahkâr bir başkasının günahını taşımaz. 2- Sorumluluk kişiseldir, hiç kimse yakını da olsa başkasının yaptığından sorumlu değildir. Ve hiç kimsenin bir başkasına yardım etmesi; hiç kimsenin başkasının günahını yüklenmesi de mümkün değildir. 3- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 4- Arınma/Tezkiye; kişinin, kendisini şirk, günah, pislik, cehalet, kötü duygu ve düşüncelerden temizlemesidir.35:18. And no sinner/loader/burdener (F) (self) carries/bears/sins (F) another’s sin/load/burden , and if she/it calls (a) burdened/loaded (F) (self) to (remove) her/its weight/load , nothing from it (will) be carried/lifted a thing, and even if it was/is (to) of relations , truly/indeed you warn/give notice (to) those who fear their Lord with the unseen/hidden and they kept up the prayers, and who purifies , so but he purifies to/for him self, and to God (is) the end/destination.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | teziru | üstlenmez/yüklenmez | تَزِرُ | وزر |
| 3 | vaziratun | bir yüklenici | وَازِرَةٌ | وزر |
| 4 | vizra | yükünü | وِزْرَ | وزر |
| 5 | uhra | başkasının | أُخْرَىٰ | اخر |
| 6 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 7 | ted'u | çağırsa | تَدْعُ | دعو |
| 8 | muskaletun | bir ağır yük yüklenen | مُثْقَلَةٌ | ثقل |
| 9 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 10 | himliha | yüklenmeye onu (yükü) | حِمْلِهَا | حمل |
| 11 | la | لَا | - | |
| 12 | yuhmel | yüklenmez | يُحْمَلْ | حمل |
| 13 | minhu | ondan (yükten) | مِنْهُ | - |
| 14 | şey'un | bir şey | شَيْءٌ | شيا |
| 15 | velev | kaldı ki (bile) | وَلَوْ | - |
| 16 | kane | olsa | كَانَ | كون |
| 17 | za | sahibi | ذَا | - |
| 18 | kurba | yakınlık | قُرْبَىٰ | قرب |
| 19 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 20 | tunziru | uyarırsın | تُنْذِرُ | نذر |
| 21 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 22 | yehşevne | haşyet duyarlar/korkarlar | يَخْشَوْنَ | خشي |
| 23 | rabbehum | Rablerinden | رَبَّهُمْ | ربب |
| 24 | bil-gaybi | gaybla/görünmezle/bilinmezle (gözleriyle görmedikleri halde) | بِالْغَيْبِ | غيب |
| 25 | ve ekamu | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 26 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 27 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 28 | tezekka | zekâtlanırsa/arınırsa (verirse zekâtı) | تَزَكَّىٰ | زكو |
| 29 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 30 | yetezekka | zekâtlanmış/arınmış olur (vermiş olur zekâtı) | يَتَزَكَّىٰ | زكو |
| 31 | linefsihi | kendi nefsin için | لِنَفْسِهِ | نفس |
| 32 | ve ila | ve | وَإِلَى | - |
| 33 | llahi | Allah'a doğrudur | اللَّهِ | - |
| 34 | l-mesiru | dönüş yeri | الْمَصِيرُ | صير |
*Gözleriyle görmedikleri halde.
Ayet 29
Doğrusu kimseler okurlar Allah'ın kitabını; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve infak6 ettiler rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice; ve alenen/bildirerek; umarlar bir ticaret; asla perişan olmaz.
35:29. Kuşkusuz Allah’ın Kitap’ını okuyanlar, salatı ikame edenler ve rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık olarak ihtiyaç sahiplerine verenler, asla kesilmeyecek bir kazanç umabilirler.35:29. That truly those who read/recite God’s Book and kept up the prayers, and they spent from what We provided for them secretly and openly/publicly , they hope/expect (a) commercial trade it will never/not be destroyed/fail .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | yetlune | okurlar | يَتْلُونَ | تلو |
| 4 | kitabe | kitabını | كِتَابَ | كتب |
| 5 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 6 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve enfeku | ve infak ettiler/harcadılar | وَأَنْفَقُوا | نفق |
| 9 | mimma | مِمَّا | - | |
| 10 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 11 | sirran | sırlı şekilde/gizlice | سِرًّا | سرر |
| 12 | ve alaniyeten | ve alenen/bildirerek | وَعَلَانِيَةً | علن |
| 13 | yercune | umarlar | يَرْجُونَ | رجو |
| 14 | ticaraten | bir ticaret | تِجَارَةً | تجر |
| 15 | len | asla | لَنْ | - |
| 16 | tebura | perişan olmaz | تَبُورَ | بور |
Ayet 38
Ve kimseler; cevap verdiler/icabet ettiler Rablerine4; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve işleri/emirleri şuradır/danışmadır aralarında; ve rızıklandırdığımızdan infak6 ederler.
42:38. Rabb’lerinin çağrısına uyarlar ve salatı ikâme1 ederler. Onlar, işlerini birbirlerine şûrâ2 ile yaparlar. Kendilerine verdiğimiz rızıktan infak3 ederler.1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmayı, dayanışmayı, ilgi duymayı, duyarlı olmayı, izleyici kalmamayı, Allah’a çağıranların yanında yer almayı canlı ve diri tutmaktır. 2- İstişare, danışma. Ortak/kolektif akıl. Sözcük olarak toplamak, ortaya çıkarmak; kapalı olanı, örtülü olanı açığa çıkarmak demektir. Arının çiçeklerden bal çıkarmasın ve kovanlardan bal çıkarmaya da şûrâ denmektedir. 3- Harcarlar; hayırlı işlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım ederler.42:38. And those who answered/replied to their Lord and they kept up the prayers, and their matter/affair (is by) consultation/advice between them, and from what We provided for them, they spend.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | stecabu | cevap verdiler/icabet ettiler | اسْتَجَابُوا | جوب |
| 3 | lirabbihim | Rablerine | لِرَبِّهِمْ | ربب |
| 4 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 5 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 6 | ve emruhum | ve işleri/emirleri | وَأَمْرُهُمْ | امر |
| 7 | şura | şuradır/danışmadır | شُورَىٰ | شور |
| 8 | beynehum | aralarında | بَيْنَهُمْ | بين |
| 9 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 10 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 11 | yunfikune | infak ederler/harcarlar | يُنْفِقُونَ | نفق |
Ayet 13
Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne76; ve Allah haberdardır yaptıklarınızdan.
58:13. Gizli bir şey konuşmadan önce sadaka vermek ağır geldi değil mi? Bunu yapamayınca Allah, size tevbe etti.1. Artık salatı ikame edin, zekâtı yapın2; Allah’a ve Resûl’üne itaat edin.3 Allah yaptıklarınızdan haberdardır.1- Allah sizin hatadan dönüşünüzü kabul etti. 2- Bkz. 2:43. Ayetin dipnotu. 3- Bkz. 3:32. Ayetin dipnotu.58:13. Have you (been) cautious/guarding against that (E) you advance/present between your confidential talk’s/secret conversation’s hand, charities, so if you do not make/do , and God forgave on you, so keep up the prayers, and give/bring the charity/ purification , and obey God and His messenger, and God (is) expert/experienced with what you make/do .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eeşfektum | tasalandınız mı | أَأَشْفَقْتُمْ | شفق |
| 2 | en | ki | أَنْ | - |
| 3 | tukaddimu | takdim edersiniz | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 4 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 5 | yedey | eliniz | يَدَيْ | يدي |
| 6 | necvakum | gizli konuşmanızda | نَجْوَاكُمْ | نجو |
| 7 | sadekatin | sadakalar/harçlar | صَدَقَاتٍ | صدق |
| 8 | feiz | öyle ki o zaman | فَإِذْ | - |
| 9 | lem | asla | لَمْ | - |
| 10 | tef'alu | faaliyete geçemezsiniz | تَفْعَلُوا | فعل |
| 11 | ve tabe | ve tevbe etti/döndü/bağışladı | وَتَابَ | توب |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 14 | feekimu | öyle ki dikin/ayağa kaldırın | فَأَقِيمُوا | قوم |
| 15 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 16 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 17 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 18 | ve etiu | ve itaat edin | وَأَطِيعُوا | طوع |
| 19 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 20 | ve rasulehu | ve resulüne/elçisine | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 21 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 22 | habirun | haberdardır | خَبِيرٌ | خبر |
| 23 | bima | بِمَا | - | |
| 24 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 20
Doğrusu Rabbin4 bilir ki sen dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin171 üçte ikisinden yakınına; ve yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa (da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir geceyi171 ve gündüzü170; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu; öyle ki tevbe33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni Kur'ân’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darbederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler35 Allah yolunda; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan*; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve borç verin123 Allah'a; güzel bir borç123; ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir; bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) hayırlıdır; ve en büyük bir ecirdir820; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | rabbeke | Rabbin | رَبَّكَ | ربب |
| 3 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 4 | enneke | ki sen | أَنَّكَ | - |
| 5 | tekumu | dikelirsin/ayağa kalkarsın | تَقُومُ | قوم |
| 6 | edna | yakınına | أَدْنَىٰ | دنو |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | suluseyi | 2/3’ünden | ثُلُثَيِ | ثلث |
| 9 | l-leyli | gecenin | اللَّيْلِ | ليل |
| 10 | ve nisfehu | ve yarısında onun (gecenin) | وَنِصْفَهُ | نصف |
| 11 | ve sulusehu | ve 1/3’ünde onun (gecenin) | وَثُلُثَهُ | ثلث |
| 12 | ve taifetun | ve bir grup/tayfa | وَطَائِفَةٌ | طوف |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 15 | meake | seninle birlikte | مَعَكَ | - |
| 16 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 17 | yukaddiru | takdir eder/ölçeklendirir | يُقَدِّرُ | قدر |
| 18 | l-leyle | geceyi | اللَّيْلَ | ليل |
| 19 | ve nnehara | ve gündüzü | وَالنَّهَارَ | نهر |
| 20 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 21 | en | ki | أَنْ | - |
| 22 | len | asla | لَنْ | - |
| 23 | tuhsuhu | sayamazsınız/kapsayamazsınızonu | تُحْصُوهُ | حصي |
| 24 | fetabe | öyle ki tevbe etti/döndü | فَتَابَ | توب |
| 25 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 26 | fekra'u | öyle ki okuyun/çalışın | فَاقْرَءُوا | قرا |
| 27 | ma | مَا | - | |
| 28 | teyessera | kolay geleni | تَيَسَّرَ | يسر |
| 29 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 30 | l-kurani | Kur'an- | الْقُرْانِ | قرا |
| 31 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 32 | en | ki | أَنْ | - |
| 33 | seyekunu | olacak | سَيَكُونُ | كون |
| 34 | minkum | içinizden | مِنْكُمْ | - |
| 35 | merda | hastalar | مَرْضَىٰ | مرض |
| 36 | ve aharune | ve başkaları | وَاخَرُونَ | اخر |
| 37 | yedribune | darp ederler/vururlar (ayakları) | يَضْرِبُونَ | ضرب |
| 38 | fi | فِي | - | |
| 39 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 40 | yebtegune | aranırlar/bakınırlar | يَبْتَغُونَ | بغي |
| 41 | min | مِنْ | - | |
| 42 | fedli | fazlından/lütfundan | فَضْلِ | فضل |
| 43 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 44 | ve aharune | ve başkaları | وَاخَرُونَ | اخر |
| 45 | yukatilune | katlederler/savaşırlar | يُقَاتِلُونَ | قتل |
| 46 | fi | فِي | - | |
| 47 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 48 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 49 | fekra'u | öyle ki okuyun/çalışın | فَاقْرَءُوا | قرا |
| 50 | ma | مَا | - | |
| 51 | teyessera | kolay geleni | تَيَسَّرَ | يسر |
| 52 | minhu | ondan (Kur’an’dan) | مِنْهُ | - |
| 53 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 54 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 55 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 56 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 57 | ve ekridu | ve borç verin | وَأَقْرِضُوا | قرض |
| 58 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 59 | kardan | bir borç | قَرْضًا | قرض |
| 60 | hasenen | güzel | حَسَنًا | حسن |
| 61 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 62 | tukaddimu | taktim ettikleriniz/verdikleriniz | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 63 | lienfusikum | kendi nefsiniz içindir | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 64 | min | -dan | مِنْ | - |
| 65 | hayrin | hayır- | خَيْرٍ | خير |
| 66 | teciduhu | bulursunuz onu | تَجِدُوهُ | وجد |
| 67 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 68 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 69 | huve | o (borç) | هُوَ | - |
| 70 | hayran | hayırlıdır | خَيْرًا | خير |
| 71 | ve ea'zeme | ve en büyük | وَأَعْظَمَ | عظم |
| 72 | ecran | bir ecirdir/karşılıktır | أَجْرًا | اجر |
| 73 | vestegfiru | ve mağfiret/bağışlanma dileyin | وَاسْتَغْفِرُوا | غفر |
| 74 | llahe | Allah'tan | اللَّهَ | - |
| 75 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 76 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 77 | gafurun | gafûrdur/bağışlayandır | غَفُورٌ | غفر |
| 78 | rahimun | rahîmdir | رَحِيمٌ | رحم |
*Kur’ân’dan.
Ayet 5
Ve emredilmiş değillerdi dışında kulluk46 etmeleri Allah'a; has kılanlar (olarak) O’na (Allah’a) dini; hanîfler117 (olarak); ve ikame572 etmeleri salâtı5; ve vermeleri zekâtı10; ve işte budur kıyam143 din.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildiler | وَمَا | - |
| 2 | umiru | emredilmişler | أُمِرُوا | امر |
| 3 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 4 | liyea'budu | kulluk etmeleri için | لِيَعْبُدُوا | عبد |
| 5 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 6 | muhlisine | has kılanlar | مُخْلِصِينَ | خلص |
| 7 | lehu | O’na | لَهُ | - |
| 8 | d-dine | dini | الدِّينَ | دين |
| 9 | hunefa'e | hanifler/tek tanrıcılar/monoteistler | حُنَفَاءَ | حنف |
| 10 | ve yukimu | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُوا | قوم |
| 11 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 12 | ve yu'tu | ve verirler | وَيُؤْتُوا | اتي |
| 13 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 14 | ve zalike | ve işte budur | وَذَٰلِكَ | - |
| 15 | dinu | din | دِينُ | دين |
| 16 | l-kayyimeti | doğru/kıyam/dik | الْقَيِّمَةِ | قوم |
İkame etmek.
Kavram Adı:
İkame etmek.
Kavram No: 572
Kısa Açıklama: 572 Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.
Bu Kavramın Geçtiği Ayet Sayısı: 40
Türkçe Meal: Kimselerdir * (ki) iman 47 ederler gayba 62 ** ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve rızıklandırdığımızdan onları infak 6 ederler.
Arapça: 10|2|3|الذين يومنون بالغيب ويقيمون الصلوه ومما رزقنهم ينفقون
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve rükû 11 edin rükû 11 edenlerle birlikte.
Arapça: 50|2|43|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واركعوا مع الركعين
Türkçe Meal: Ve aldığımız zaman bir mîsâk 281 İsrailoğullarından; kulluk 46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine 130 (de); ve yetimlere 131 (de); ve miskinlere 113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
Arapça: 90|2|83|واذ اخذنا ميثق بني اسريل لا تعبدون الا الله وبالولدين احسانا وذي القربي واليتمي والمسكين وقولوا للناس حسنا واقيموا الصلوه واتوا الزكوه ثم توليتم الا قليلا منكم وانتم معرضون
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ve verin zekâtı 10 ; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
Arapça: 117|2|110|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه وما تقدموا لانفسكم من خير تجدوه عند الله ان الله بما تعملون بصير
Türkçe Meal: Yoktur erdem ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye 14 ; velakin/fakat erdem (-li) kimsedir (ki) iman 47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere 48 ; ve kitaba * ve nebilere 132 ; ve verdi malı (ki) üzerindedir sevgisi onun yakınlık sahiplerine; ve yetimlere; ve miskine; ve yolun oğluna 354 ; ve sual edenlere ** ; ve rakabededir 520 ; ve ikame 572 etti salâtı 5 ; ve verdi zekâtı 10 ; ve yerine getirenlerdir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdir 51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik anında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır muttakiler 17 .
Arapça: 184|2|177|ليس البر ان تولوا وجوهكم قبل المشرق والمغرب ولكن البر من امن بالله واليوم الاخر والمليكه والكتب والنبين واتي المال علي حبه ذوي القربي واليتمي والمسكين وابن السبيل والسايلين وفي الرقاب واقام الصلوه واتي الزكوه والموفون بعهدهم اذا عهدوا والصبرين في الباسا والضرا وحين الباس اوليك الذين صدقوا واوليك هم المتقون
Türkçe Meal: Doğrusu kimseler (ki) iman 47 ettiler; ve yaptılar sâlihât 18 ; ve ikame 572 ettiler salâtı 5 ; ve verdiler zekâtı 10 ; onlaradır ecirleri 820 Rablerinin 4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
Arapça: 284|2|277|ان الذين امنوا وعملوا الصلحت واقاموا الصلوه واتوا الزكوه لهم اجرهم عند ربهم ولا خوف عليهم ولا هم يحزنون
Türkçe Meal: Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 "; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet 53 duyar insanlara; haşyet 53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet 53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz 4 ! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası 54 azdır; ve ahiret hayırlıdır kimse için (ki) takvalı 21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim 137 (kadar).
Arapça: 570|4|77|الم تر الي الذين قيل لهم كفوا ايديكم واقيموا الصلوه واتوا الزكوه فلما كتب عليهم القتال اذا فريق منهم يخشون الناس كخشيه الله او اشد خشيه وقالوا ربنا لم كتبت علينا القتال لولا اخرتنا الي اجل قريب قل متع الدنيا قليل والاخره خير لمن اتقي ولا تظلمون فتيلا
Türkçe Meal: Ve olduğun zaman onların içinde; öyle ki ikame 572 et onlara salâtı 5 ; öyle ki doğrulsun/dikelsin/ayağa kalksın bir tayfa/bir bölük onlardan seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar silahlarını; öyle ki secde 12 ettikleri zaman; öyle ki olsunlar onlar sizlerin arkasından/ötesinden; gelsin diğer bir tayfa/bir bölük; asla salla 13 etmeyen; öyle ki salla 13 etsinler seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar savunma tedbirlerini ve silahlarını; isterler kâfirlik 25 etmiş kimseler keşke gaflet/aymazlık içinde olsanız silahlarınızdan ve metalarınızdan/eşyalarınızdan; öyle ki meyletseler üzerinize tek bir meyille; ve yoktur bir günah sizlere; eğer oldu sizlerle bir eziyet yağmurdan ya da oldunuz marazlılar/hastalar ki bırakın/koyun silahlarınızı; ve tutun/alın savunma tedbirlerinizi; doğrusu Allah hazırladı kâfirler 25 için yıpratan/çöktüren bir azap.
Arapça: 595|4|102|واذا كنت فيهم فاقمت لهم الصلوه فلتقم طايفه منهم معك ولياخذوا اسلحتهم فاذا سجدوا فليكونوا من ورايكم ولتات طايفه اخري لم يصلوا فليصلوا معك ولياخذوا حذرهم واسلحتهم ود الذين كفروا لو تغفلون عن اسلحتكم وامتعتكم فيميلون عليكم ميله وحده ولا جناح عليكم ان كان بكم اذي من مطر او كنتم مرضي ان تضعوا اسلحتكم وخذوا حذركم ان الله اعد للكفرين عذابا مهينا
Türkçe Meal: Öyle ki, tamamladığınız zaman salâtı 5 ; öyle ki zikredin/hatırlayın Allah'ı kıyam 143 halindeler (olarak) ve oturan (olarak) ve yanlarınız üzerine (yatar halde); öyle ki sakinleştiğiniz zaman; öyle ki ikame 572 edin salâtı 5 ; doğrusu salât 5 oldu müminler 27 üzerine vakitli * bir kitap ** .
Arapça: 596|4|103|فاذا قضيتم الصلوه فاذكروا الله قيما وقعودا وعلي جنوبكم فاذا اطماننتم فاقيموا الصلوه ان الصلوه كانت علي المومنين كتبا موقوتا
Türkçe Meal: Lâkin/fakat onlardan * ilimde 1143 ** kök salanlar ve müminler 27 ; iman 47 ederler sana indirilmişe *** ve senden önce indirilmişe **** ; ve ikame 572 edenlerdir salâtı 5 ; ve verenlerdir zekâtı 10 ; ve iman 47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar; getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir 820 .
Arapça: 655|4|162|لكن الرسخون في العلم منهم والمومنون يومنون بما انزل اليك وما انزل من قبلك والمقيمين الصلوه والموتون الزكوه والمومنون بالله واليوم الاخر اوليك سنوتيهم اجرا عظيما
Türkçe Meal: Veliniz 28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür 418 O'nun; ve iman 47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar rükû 11 edenlerdir.
Arapça: 724|5|55|انما وليكم الله ورسوله والذين امنوا الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم ركعون
Türkçe Meal: Ve ki ikame 572 edin salâtı 5 ; ve takvalı 21 olun O’na (Allah'a); ve O ki; O’na haşredilirsiniz 556 .
Arapça: 861|6|72|وان اقيموا الصلوه واتقوه وهو الذي اليه تحشرون
Türkçe Meal: Ve kimseler; sımsıkı sarılırlar/yapışırlar kitaba * ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; doğrusu biz; zayi etmeyiz muslihlerin 30 ecrini/karşılığını.
Arapça: 1124|7|170|والذين يمسكون بالكتب واقاموا الصلوه انا لا نضيع اجر المصلحين
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve rızıklandırdığımızdan onları infak 6 ederler.
Arapça: 1163|8|3|الذين يقيمون الصلوه ومما رزقنهم ينفقون
Türkçe Meal: Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar 34 ; öyleyse katledin 35 müşrikleri 36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe 33 ettilerse; ve ikame 572 ettilerse salâtı 5 ; ve verdilerse zekâtı 10 ; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur 20 ; Rahîm'dir 2 .
Arapça: 1240|9|5|فاذا انسلخ الاشهر الحرم فاقتلوا المشركين حيث وجدتموهم وخذوهم واحصروهم واقعدوا لهم كل مرصد فان تابوا واقاموا الصلوه واتوا الزكوه فخلوا سبيلهم ان الله غفور رحيم
Türkçe Meal: Öyle ki eğer tevbe 33 ettilerse; ve ikame 572 ettilerse salâtı 154 ; ve verdilerse zekâtı 10 ; öyle ki kardeşlerdir 753 sizlere dinde * ; ve detaylı açıklarız ayetleri 454 ; bilir bir kavim/toplum için.
Arapça: 1246|9|11|فان تابوا واقاموا الصلوه واتوا الزكوه فاخونكم في الدين ونفصل الايت لقوم يعلمون
Türkçe Meal: Ancak ki imar 755 eder Allah'ın mescitlerini 16 kimse (ki) iman 47 etti Allah'a; ve ahiret gününe; ve ikame 572 etti salâtı 5 ; ve verdi zekâtı 10 ; ve asla haşyet 53 duymaz Allah'ın dışında; öyle ki belki bunlar; ki olurlar muhtedlerden 176 .
Arapça: 1253|9|18|انما يعمر مسجد الله من امن بالله واليوم الاخر واقام الصلوه واتي الزكوه ولم يخش الا الله فعسي اوليك ان يكونوا من المهتدين
Türkçe Meal: Ve mümin 27 erkekler; ve mümin 27 kadınlar * ; onların bir kısmı velileridir 28 bir kısmın; emrederler marufla 291 ve engellerler münkeri 82 ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve itaat ederler Allah'a ve O’nun resûlüne 418 ; işte bunlar, rahmet 271 edecektir onlara Allah; doğrusu Allah bir Azîzdir 37 ; bir Hakîmdir 9 .
Arapça: 1306|9|71|والمومنون والمومنت بعضهم اوليا بعض يامرون بالمعروف وينهون عن المنكر ويقيمون الصلوه ويوتون الزكوه ويطيعون الله ورسوله اوليك سيرحمهم الله ان الله عزيز حكيم
Türkçe Meal: Ve ikame 572 et salâtı 5 iki tarafında gündüzün 170 ; ve yakınlarında gecenin 171 ; doğrusu güzellikler giderir rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir zikirdir 78 * zikredenlere 78 .
Arapça: 1585|11|114|واقم الصلوه طرفي النهار وزلفا من اليل ان الحسنت يذهبن السيات ذلك ذكري للذكرين
Türkçe Meal: Ve kimselerdir (ki) sabrettiler 51 ; arayanlardır Rablerinin 4 yüzünü; ve ikame 572 ettiler salâtı 5 ; ve infak ettiler 6 rızıklandırdığımızdan onları sırlı/gizlice ve alenen/bildirerek; ve savarlar/defederler güzellikle rezilliği/iğrençliği; işte bunlar; onlaradır diyarın ** sonu * .
Arapça: 1727|13|22|والذين صبروا ابتغا وجه ربهم واقاموا الصلوه وانفقوا مما رزقنهم سرا وعلانيه ويدرون بالحسنه السييه اوليك لهم عقبي الدار
Türkçe Meal: De ki kullarıma; iman 47 etmiş kimselere; ikame 572 etsinler salâtı 5 ; ve infak etsinler 6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek; önceden ki gelir bir gün; yoktur bir alışveriş onda; ve yoktur bir dostluk.
Arapça: 1779|14|31|قل لعبادي الذين امنوا يقيموا الصلوه وينفقوا مما رزقنهم سرا وعلانيه من قبل ان ياتي يوم لا بيع فيه ولا خلل
Türkçe Meal: "Rabbimiz 4 ! Doğrusu ben * yerleştirdim bir vadiye ** zürriyetimden 380 ; olmayan *** ekin sahibi; haram 535 edilmiş beytinin/evinin 32 yanında; Rabbimiz 4 ! İkame 572 etmeleri için salâtı 5 ; öyle ki yap kalp gözleri insanlardan (ki) kılavuzlanır **** onlara ***** doğru; ve rızıklandır onları ****** meyvelerden; belki onlar şükrederler 43 ."
Arapça: 1785|14|37|ربنا اني اسكنت من ذريتي بواد غير ذي زرع عند بيتك المحرم ربنا ليقيموا الصلوه فاجعل افده من الناس تهوي اليهم وارزقهم من الثمرت لعلهم يشكرون
Türkçe Meal: "Rabbim 4 ! Yap beni * ikame 572 eden salâtı 5 ; ve zürriyetimden 380 (de); Rabbimiz 4 ! Ve kabul et çağrımı/duamı 80 ."
Arapça: 1788|14|40|رب اجعلني مقيم الصلوه ومن ذريتي ربنا وتقبل دعا
Türkçe Meal: İkame 572 et salâtı 5 ; Güneş’in dulûkundan 1055 gecenin 171 gasakına 1056 kadar/doğru; ve fecrin 55 toplanması * (da); doğrusu fecrin 55 toplanması * oldu bir tanık/şahit olunan ** .
Arapça: 2105|17|78|اقم الصلوه لدلوك الشمس الي غسق اليل وقران الفجر ان قران الفجر كان مشهودا
Türkçe Meal: Ve yaptık onları emirler 200 * ; doğru yola kılavuzlarlar emrimizle 200 ; ve vahyettik 603 onlara faaliyet etmeyi hayırlar/iyilikler; ve ikame 572 edenlerdir salâtı 5 ; ve verenlerdir zekâtı 10 ; ve oldular bize kulluk 46 edenler.
Arapça: 2554|21|73|وجعلنهم ايمه يهدون بامرنا واوحينا اليهم فعل الخيرت واقام الصلوه وايتا الزكوه وكانوا لنا عبدين
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) eğer imkan verseydik onlara yerde * ; ikame 572 ederlerdi salâtı 5 ; ve verirlerdi zekâtı 10 ; ve emrederlerdi marufla 291 ; ve engellerlerdi münkeri 82 ; ve Allah'adır akıbeti 892 emirlerin/işlerin.
Arapça: 2634|22|41|الذين ان مكنهم في الارض اقاموا الصلوه واتوا الزكوه وامروا بالمعروف ونهوا عن المنكر ولله عقبه الامور
Türkçe Meal: Ve mücadele edin Allah'ta * , gerçek/hak mücadelesi (-yle) O'nun ** ; O *** (ki) seçti sizleri; ve yapmış değildir üzerinize dinde 122 hiçbir güçlük/zorluk; babanız İbrâhîm'in inanç öğretisidir; O *** (ki) önceden isimlendirdi sizleri müslim 45 (olarak); ve bunda, olması içindir resûlün 418 üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız içindir sizlerin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse ikame 572 edin salâtı 5 ve verin zekâtı 10 ; ve sarılın Allah'a; O'dur *** mevlânız 68 ; öyle ki bir muhteşem Mevlâ'dır 68 ; ve bir muhteşem Nasîr'dir 69 .
Arapça: 2671|22|78|وجهدوا في الله حق جهاده هو اجتبيكم وما جعل عليكم في الدين من حرج مله ابيكم ابرهيم هو سميكم المسلمين من قبل وفي هذا ليكون الرسول شهيدا عليكم وتكونوا شهدا علي الناس فاقيموا الصلوه واتوا الزكوه واعتصموا بالله هو موليكم فنعم المولي ونعم النصير
Türkçe Meal: Adamlardır (ki) oyalamaz onları ticaret ve ne de alışveriş zikrinden 78 Allah'ın; ve ikame 572 edenlerdir salâtı 5 ; ve verenlerdir zekâtı 10 ; korkarlar bir günden (ki) ters döner onda kalpler ve gözler.
Arapça: 2826|24|37|رجال لا تلهيهم تجره ولا بيع عن ذكر الله واقام الصلوه وايتا الزكوه يخافون يوما تتقلب فيه القلوب والابصر
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve itaat edin resûle 76 ; belki sizler merhamet 829 edilirsiniz.
Arapça: 2845|24|56|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واطيعوا الرسول لعلكم ترحمون
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar (ki) ahirete onlar yakınlaşırlar * .
Arapça: 3160|27|3|الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم بالاخره هم يوقنون
Türkçe Meal: Oku vahyedileni 603 sana kitaptan; ve ikame 572 et salâtı 5 ; doğrusu salât 5 engeller/meneder fahşâttan 81 ; ve münkerden 82 ; ve mutlak ki zikri 78 Allah'ı en büyüktür; ve Allah bilir ürettiklerinizi * .
Arapça: 3383|29|45|اتل ما اوحي اليك من الكتب واقم الصلوه ان الصلوه تنهي عن الفحشا والمنكر ولذكر الله اكبر والله يعلم ما تصنعون
Türkçe Meal: Dönenler (olun) O'na * ; ve takvalı 21 olun O'na * ; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve olmayın müşriklerden 36 .
Arapça: 3438|30|31|منيبين اليه واتقوه واقيموا الصلوه ولا تكونوا من المشركين
Türkçe Meal: Kimselere (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar; ahirete (ki) onlar yakınlaşırlar * .
Arapça: 3471|31|4|الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم بالاخره هم يوقنون
Türkçe Meal: "Ey oğlum! İkame 572 et salâtı 5 ; ve emret marûfla 73 ; ve engelle/yasakla münkerden 82 ; ve sabret 51 sana isabet eden üzerine; doğrusu bu azimden * emirlerdir/işlerdir."
Arapça: 3484|31|17|يبني اقم الصلوه وامر بالمعروف وانه عن المنكر واصبر علي ما اصابك ان ذلك من عزم الامور
Türkçe Meal: Ve yüklenmez * bir yüklenici öteki bir yükü; ve eğer çağırsa * bir yüklendirilmiş kendi yüküne doğru; yüklendirilmez ** ondan *** bir şey; velev/şayet olduysa (bile) yakınlık sahibi; ancak ki uyarırsın kimseleri (ki) haşyet 53 duyarlar Rablerine 4 gaybla 62 **** ; ve ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve kim zekâtlanırsa 10 ; öyle ki ancak zekâtlanmış 10 olur kendi nefsine 201 ; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.
Arapça: 3676|35|18|ولا تزر وازره وزر اخري وان تدع مثقله الي حملها لا يحمل منه شي ولو كان ذا قربي انما تنذر الذين يخشون ربهم بالغيب واقاموا الصلوه ومن تزكي فانما يتزكي لنفسه والي الله المصير
Türkçe Meal: Doğrusu kimseler (ki) tilâvet 874 ederler Allah'ın kitabını * ; ve ikame 572 ettiler salâtı 5 ; ve infak 6 ettiler rızıklandırdığımızdan onları sırlıca ve alenen; umarlar bir ticaret (ki) asla perişan olmaz.
Arapça: 3687|35|29|ان الذين يتلون كتب الله واقاموا الصلوه وانفقوا مما رزقنهم سرا وعلانيه يرجون تجره لن تبور
Türkçe Meal: Ve kimseler; cevap verdiler/icabet ettiler Rablerine 4 ; ve ikame 572 ettiler salâtı 5 ; ve işleri/emirleri şuradır/danışmadır aralarında; ve rızıklandırdığımızdan infak 6 ederler.
Arapça: 4308|42|38|والذين استجابوا لربهم واقاموا الصلوه وامرهم شوري بينهم ومما رزقنهم ينفقون
Türkçe Meal: Tasalandınız * mı ki takdim edersiniz (iki) eli arasında fısıldaşmanızın sadakalar 95 öyle ki hiç faaliyete geçemediğiniz zaman?; ve tevbe 33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne 76 ; ve Allah bir Habîr'dir 466 yaptıklarınıza.
Arapça: 5115|58|13|اشفقتم ان تقدموا بين يدي نجويكم صدقت فاذ لم تفعلوا وتاب الله عليكم فاقيموا الصلوه واتوا الزكوه واطيعوا الله ورسوله والله خبير بما تعملون
Türkçe Meal: Doğrusu Rabbin 4 bilir ki sen dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin 171 üçte ikisinden yakınına; ve yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa (da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir geceyi 171 ve gündüzü 170 ; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu; öyle ki tevbe 33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni Kur'ân’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darbederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler 35 Allah yolunda; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan * ; ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve borç verin 123 Allah'a; güzel bir borç 123 ; ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir; bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) hayırlıdır; ve en büyük bir ecirdir 820 ; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu Allah Gafûr'dur 20 ; Rahîm'dir 2 .
Arapça: 5493|73|20|ان ربك يعلم انك تقوم ادني من ثلثي اليل ونصفه وثلثه وطايفه من الذين معك والله يقدر اليل والنهار علم ان لن تحصوه فتاب عليكم فاقروا ما تيسر من القران علم ان سيكون منكم مرضي واخرون يضربون في الارض يبتغون من فضل الله واخرون يقتلون في سبيل الله فاقروا ما تيسر منه واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واقرضوا الله قرضا حسنا وما تقدموا لانفسكم من خير تجدوه عند الله هو خيرا واعظم اجرا واستغفروا الله ان الله غفور رحيم
Türkçe Meal: Ve emredilmiş değillerdi dışında kulluk 46 etmeleri Allah'a; has kılanlar (olarak) O’na (Allah’a) dini; hanîfler 117 (olarak); ve ikame 572 etmeleri salâtı 5 ; ve vermeleri zekâtı 10 ; ve işte budur kıyam 143 din.
Arapça: 6133|98|5|وما امروا الا ليعبدوا الله مخلصين له الدين حنفا ويقيموا الصلوه ويوتوا الزكوه وذلك دين القيمه