Enfâl Suresi - Ayet 3
Sure 8: Enfâl/Öncelikli Ganimetler
Arapça Metin (Harekeli)
Latin Literal
Türkçe Çeviri
Kimselerdir (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.
Ahmed Samira Çevirisi
8:3. Onlar, salatı1 ikâme eden2 ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak3 edenlerdir.1- Salat, ibadete layık yegâne ilahın Allah olduğuna inanmak, şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmektir. Bu yönelme: Sürekli destek olmak, dayanışmak, ilgi duymak, duyarlı olmak, izleyici kalmamak, yanında yer almak, salatı (namaz) kılmak, dua etmek demektir. Salâtın hangi anlamı ifade ettiği, içinde yer aldığı ayet ve konu bağlamından rahatlıkla anlaşılabilir. Salatın ayrıca din ve havra anlamı da bulunmaktadır. Salatın zıddı tevellâdır. Tevellâ süreklilik ifade etmektedir; sürekli karşı çıkmak, ilgisiz ve duyarsız kalmak, köstek olmak, engellemeye çalışmak demektir. Namaz, Farsça bir sözcüktür ve bu sözcük Kur’an’da geçmez. 2- Yerine getiren, gerçekleştiren. 3- İhtiyacı olanlara karşılıksız yardım etmek.8:3. Those who keep up the prayers and from what We provided for them they spend.
Kelime Kelime Analiz Tablosu
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 3 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 4 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 5 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 6 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
Bu Ayette Geçen Kavramlar:
Müminlerin günlük vakitli salâtı.
Kısa Açıklama: 5 Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).
infak
Kısa Açıklama: 6 Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.
İkame etmek.
Kısa Açıklama: 572 Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.