Arapça Metin (Harekeli)
3471|31|4|ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Latin Literal
4. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhıreti hum yûkinûn(yûkinûne).
Türkçe Çeviri
Kimseler; ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.
Ahmed Samira Çevirisi
<p>31:4. Onlar, salâtı ikame ederler ve zekâtı yaparlar<sup>1</sup>. Onlar ahirete kesin olarak iman ederler.1- Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve şu anlamlarda kullanılmıştır: yapmak, vermek, gelmek, getirmek, geçmek, rastlamak, işlemek, varmak, sürdürmek, ortaya koymak, göstermek, gitmek, katılmak, karşılamak ve ulaşmak. Bu sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.31:4. Those who keep up/start the prayers and give/bring the charity/purification , and they are with the end (other life) they are sure/certain.</p>
Kelime Kelime Analiz Tablosu
| No |
Kelime |
Anlam |
Arapça |
Kök |
| 1 |
ellezine |
kimseler |
الَّذِينَ |
- |
| 2 |
yukimune |
dikerler/ayağa kaldırırlar |
يُقِيمُونَ |
قوم |
| 3 |
s-salate |
salatı |
الصَّلَاةَ |
صلو |
| 4 |
ve yu'tune |
ve verirler |
وَيُؤْتُونَ |
اتي |
| 5 |
z-zekate |
zekâtı |
الزَّكَاةَ |
زكو |
| 6 |
ve hum |
ve onlar |
وَهُمْ |
- |
| 7 |
bil-ahirati |
ahirete |
بِالْاخِرَةِ |
اخر |
| 8 |
hum |
onlar |
هُمْ |
- |
| 9 |
yukinune |
kesinleşirler/emin olurlar |
يُوقِنُونَ |
يقن |